Kira Davaları

Kira davaları da hukukun diğer alanları gibi çok fazla ayrıntı içermektedir. Burada yargılamalarda işinize yarayabilecek bir takım kararlar paylaşılmıştır. Gerektiğinde bir kira avukatından yardım almanızı öneririz.

T.C.
YARGITAY

3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/5743
Karar No: 2019/1994
Karar Tarihi: 13.03.2019
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın
kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi
üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup
gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalılar ile 01/02/2013 tarihinde kira sözleşmesinin akdedildiğini, kiralananda iş yeri
ruhsatı alabilmek için tüm bağımsız bölüm maliklerinin onayı gerektiğini, davalıların üzerine düşen
yükümlülüklerini yerine getirmemeleri nedeni ile ruhsat alamadığını, kiraların süresinde ödediğini, kira
sözleşmesi ile davalı …’na 10.000,00 TL bedelli teminat senedi verildiğini, az bulunması nedeni ile
davalı …’a 5.000,00 TL bedelli hamil hanesi boş bir senet daha verildiğini, iş yeri ruhsatı için gerekli
hususlar yerine gelmediğinden iş yerinin kapatıldığını, bunun üzerine davalılara ihtarname çekip
taşınmazı tahliye ettiğini, davalılar tarafından teminat senetlerini icraya konulduğunu belirterek … 2.
İcra Müdürlüğünün 2014/5351 Esas ve 2014/5350 Esas sayılı dosyalarından borçlu olmadıklarının
tespitini talep etmiştir.

Davalılar; kira sözleşmesi uyarınca iş yeri ruhsatı alınması hususunda kiraya verenin bir
sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca bu yönde kanundan doğan yükümlülüğünün de olmadığını,
iddia edildiği gibi ruhsat alınmamasında kusurunun olmadığını, kiracının taşınmazı kira süresinin
dolmasından önce 29.04.2014 tarihinde tahliye ettiğini ve o tarihten beridir de kira bedellerini
ödemediğini bu nedenle 10.000 TL’ lik teminat senedinin icraya konulduğunu, davacının iddia ettiği
gibi 5.000 TL’ lik senedin kira ilişkisiyle ilgili olmadığını, keza bunu doğrulayan bir iddia ve delilinin
de bulunmadığını, yazılı delille ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile, … 2. İcra Müdürlüğünün 2014/5351 sayılı takip dosyasında davacılar
… ve …’nun davalı … ve …’na borçlu olmadığının, … 2. İcra Müdürlüğünün
2014/5350 sayılı takip dosyasında davacı …’ın davalı …’na borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş,
hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, teminat senetlerine dayalı başlatılan icra takiplerinden davacı kiracının borçlu olup
olmadığının tespitine ilişkindir.

1- 6100 sayılı TBK’nun 301.maddesinin ifadesi ile kiraya veren; kiralananı sözleşmede amaçlanan
kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla
yükümlüdür. Kiraya veren bu borcu sadece fiili bir teslim ile ifa etmiş olmaz. Kiracı kiralananı hangi
maksat için tutmuş ise kiraya veren o maksada elverişli bir tarzda teslim ile mükelleftir. Kiralananın
ayıplı olarak teslimi nedeniyle kiralananın kullanılmasında imkansızlık veya derecesinde düşüklük
meydana gelmiş ise bu durumda kiracının TBK’nın 123. ve 125.maddeleri dairesinde hareket ederek
mevcut ayıbı uygun bir sürede kiraya verene ihbar etmesi beklenir. Kiralananda mevcut açık nitelikteki
bozukluklara karşın kiracının uzun bir süre kiralananı mevcut hali ile kullanması ve bu konuda
uyuşmazlık çıkartmaması, kiracının kiralananı mevcut hali ile kabul ettiği şeklinde yorumlanabilir.
Böylesi bir durumda kiraya veren ayıptan sorumlu tutulamaz.

Kira sözleşmeleri iki taraflı borç doğuran ivazlı sözleşmelerdendir. Çünkü buradaki ifa; borçlanılan
edimin kural olarak borçlu tarafından belirli bir yer ve zaman içinde ve sözleşmenin kaynağındaki
esaslar altında yerine getirilmek suretiyle borçlunun borcundan kurtulmasını sağlayan eylem ve
davranıştır. O halde, geçerli bir ifanın benimsenebilmesi için; ifa borçlu tarafından alacaklıya
sözleşmede kararlaştırılan yer ve zamanda, kararlaştırılan nicelik ve niteliklere uygun olarak
yapılmalıdır. Diğer bir anlatımla kiraya veren sözleşme süresince kiralananda meydana gelen
bozuklukları ve eksikleri kiracının bir kusuru yoksa gidermekle yükümlüdür.

Yine 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 305. maddesine göre kiralananın önemli ayıplarla teslimi
halinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı hale
gelmesinden doğan sorumluluğuna başvurabilir. Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı,
kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya
da zararının giderilmesini isteyebilir. Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı
saklıdır. TBK’nın 307. maddesine göre kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı
halinde, bu ayıpların giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıba orantılı indirim
isteyebilir.

Olayımıza gelince; taraflar arasında 01.02.2013 tarihli kira sözleşmesinin varlığına dair uyuşmazlık
bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde, ruhsatın kiraya veren tarafından alınacağına dair bir
yükümlülük bulunmamakta olup davacı, davalının iş yeri ruhsatı alacağını da usulüne uygun şekilde
ispat edememiştir. Bu durumda iş yerinin ruhsatının alınması yükümlülüğü davacı kiracıdadır. Davaya
konu yer kuaför olarak kullanılmakta olup davacı, kiralanan taşınmazın vasfını araştırmalı, ruhsat alıp
alamayacağını tespit etmeli ve ondan sonra sözleşme yapmalıdır. Davacının iş yerinde ruhsat
alamamasında davalı kiraya verenin kusuru bulunmamaktadır. Bu halde, davacı kiracının feshi haklı
nedenlere dayanmamaktadır.

Kira sözleşmesinin feshinin haksız olması halinde kiracının, Türk Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi
uyarınca kira sözleşmesinden doğan borçları kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul
bir süre için devam eder. Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 114. maddesinde göndermesi
ile aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca kiraya verenin bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret
göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapması gerekir. Bu
durumda davalı kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya
verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira bedelinden ibarettir. Mahkemece bilirkişi
raporu ile taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre tespit edilerek, belirlenecek makul süre
tazminatının, davacı tarafça verilen 10.000,00 TL’lik teminat senedinden düşülüp davacının borçlu
olmadığı kısmın belirlenmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme ile davacının 10.000,00
TL’lik senetten borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı
gerektirmiştir.

2- Davalıların 5.000,00 TL bedelli senede yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, imzalanan kira sözleşmesi uyarınca davalılara 10.000,00 TL ve 5.000,00 TL bedelli iki adet
teminat senedi verildiğini iddia etmiş, davalılar ise, 5.000,00 TL’lik senedin kira ilişkisine dayanılarak
verilmediğini, farklı bir hukuki ilişkiye ilişkin olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bilindiği üzere kambiyo
senetleri sebepten mücerret olup, bono nedeni ile borçlu olmadığının ispatı ancak yazılı delile
mümkündür.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça,
taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde,
gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu
iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi
yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir (HMK madde 190).
Bu nedenle ispat külfeti öncelikle davacıdadır. Davacı ise hukuki ilişki gereği iddiasını ancak yazılı
delil ile ispat edebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge
olmalıdır. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa davanın, ikrar (HUMK. md.236-
HMK.md.188) yemin (HUMK.md.344-HMK.md227) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa
yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden son başvurulacak bir ispat vasıtasıdır.
Hakim, davacının iddiasını, yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, davacı tarafa,
dava dilekçesinde dayandığı yemin delilini de resen hatırlatmalıdır. Aksi halde, davacının tüm delilleri
toplanıp, değerlendirilmemiş olur.

Somut olayda, davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı hususunda bir tereddüt
bulunmamaktadır. Mahkemece, yazılı delillerle davasını ispat edemeyen davacıya, senedin kira
ilişkisine dayanılarak verildiği konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılıp
sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar
verilmesi doğru görülmemiştir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100
sayılı HMK’ ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK’ un
428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz
edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’un 440.maddesi
gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
13.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY

8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2018/7253
Karar No: 2020/6933
Karar Tarihi: 09.11.2020

YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tahliye ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece,
davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece
dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edenine ait olan 481 ada 10 parsel sayılı taşınmazı kiraya vermek istemesi üzerine
kiracılara evi göstermesi amacıyla evin anahtarını komşusu …’ya bıraktığını, 01/02/2015 tarihinde
davalı …’in eve bakmak için anahtarı aldığını, vekil edeninin davalılarla hiç bir şekilde anlaşma
yapmadığını, davanın kabulü ile fuzuli şagil sebebi ile davalıların taşımazdan tahliyesine, ecrimisil
bedelinin işgal tarihi olan 01/02/2015 tarihinden itibaren tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla ecrimisil bedellerinin ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar müşterek sundukları cevap dilekçesi ile; davacının iddialarının yersiz olduğunu, taşınmaza
zorla girmediklerini, bu durumun Bigadiç C.Savcılığının 2015/333 soruşturma, 2015/232 karar sayılı
kararı ile hüküm altına alındığını, evin tadilatı için 265 TL harcadığını, davacı ile sözlü bir kira
anlaşması olduğunu bu nedenle davacının evine yerleştiklerini beyan etmişlerdir.

Mahkemece, davalı …’in kiralanan taşınmaza, taşınmazın camında yazılı olan numarayı arayarak ve
kira bedeli konusunda da anlaşarak evin anahtarını ilgili yerden aldıktan ve baktıktan sonra yerleştiği,
haksız işgalci konumunda olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince
temyiz edilmiştir.

Dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Somut olayda, dava konusu kargir ev vasfındaki 10 nolu parselin dava açıldığı tarihte 1/2 hissesinin
davacı …, 1/2 hissesinin dava dışı … adına kayıtlı paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, dava konusu
yerin mesken olarak kullanıldığı ve davacı … tarafından kiraya verilmek istendiği ve fakat davalılarla
kira sözleşmesini yapmadıklarını ileri sürerek davalıların haksız işgalci olmaları sebebiyle el atmanın
önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunulduğu, davalıların ise dava konusu yeri kiralayarak
kullandıklarını savunmuşlardır.

A) Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının dava açıldığı tarihte çekişmeli paylı mülkiyete
konu taşınmazda pay maliklerinden olduğu, ancak Mahkemece verilen karardan sonra, davacının
taşınmazda bulunan 1/2 hissesini 13.04.2017 tarihinde sattığı ve dava dışı …’in malik olduğu ortadadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava
konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak
sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava
konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, 6100 sayılı
HMK’nin 125. maddesinde, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde
yapılacak usulî işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK’nin 125/2. maddesi ” Davanın açılmasından
sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada
davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. ” şeklindedir.
Somut olayda; davacı dava konusu taşınmazı sattığından, elatmanın önlenmesi yönünden davacının
taraf sıfatı yani aktif husumet ehliyeti sona ermiştir. Bu durumda Mahkemece davanın yeni malike
ihbarı gerekir.

B) Bilindiği üzere; paylı mülkiyet üzere olan bir taşınmazda geçerli bir kira akdinden sözedilebilmesi
için, Türk Medeni Kanunu’nun 691. maddesi hükmü ve 6.5.1955 tarih 12/18 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararı uyarınca; sözleşmenin pay ve paydaş çoğunluğunca gerçekleştirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Davacı …’nın taşınmazda pay ve paydaş çoğunluğuna sahip olmaması sebebiyle taşınmazı kiralama
yetkisi bulunmayıp, kira sözleşmesi bu sebeple geçersizdir.

C) Ayrıca, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, ecrimisil, diğer bir
deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli
zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, ecrimisilin hüküm altına alınabilmesi için, davalının
kötüniyetli müdahalesinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispatı gerekir.

HMK’nin ispat yükünü düzenleyen 190. maddesine göre ispat yükü; kanunda özel bir düzenleme
bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi gereğince de, “Kural olarak, herkes iddiasını ispat etmekle
yükümlüdür.” düzenlemeleri mevcuttur.

6100 sayılı HMK’nin 189/3 maddesi “Kanun’un belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka
delillerle ispat olunamaz.” hükmünü amirdir. Aynı Kanun’un 200/I maddesi “senetle ispat” ve 200/II
maddesinde de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği”
hususları düzenlenmektedir. Yine, aynı Kanunun 201.maddesinde de; “Senede bağlı her çeşit iddiaya
karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan
hukuki işlemler ikibin beşyüz liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” denilmekte;
203.maddesinde de; “senetle ispat zorunluluğunun istisnaları” düzenlenmiş ve hangi hallerde tanık
dinlenebileceği belirtilmiştir. Taraflar arasında kira sözleşmesinin kurulup kurulmadığı noktasında
toplanmaktadır. Gerçekten de böyle bir sözleşmenin varlığı ve geçerliliği sabit olduğu takdirde, anılan
sözleşmeye değer verileceği kuşkusuzdur. Bu durumda davalıların taşınmazı tasarrufunun
haksızlığından söz edilemeyecektir. Bu halde davacı yan, kira sözleşmesine dayalı olarak tahliye
isteminde bulunarak ya da Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerini dikkate almak suretiyle taşınmazın
kendisine teslimini istemeyecektir. Bu bakımdan mahkemenin kabulünde isabet olduğu söylenemez.
Ancak, kiracılık savunmasının kanıtlanması gerekeceği de muhakkaktır.

Bilindiği üzere; özel yasa hükümleri saklı kalmak koşuluyla, gerek taşınır gerekse taşınmaz mallara
ilişkin kira sözleşmelerinin geçerli olması hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Kira sözleşmeleri yazılı
veya sözlü yapılabileceği gibi zımni ( üstü kapalı ) olarak da vücuda getirilebilir. Yeter ki taraflar kira
sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olsunlar. Nitekim bu kural l8.3.l942 tarihli ve 37/6 sayılı
İnançları Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır.

Ne var ki; kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan
kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem (muamele) dir.
HMK’nin 200. maddesine göre hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri
ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu düzenlemeye göre, bu miktarın üzerindeki sözleşmeler hakkında tanık dinlenmesine olanak yoktur. Kira sözleşmesinin varlığı
ancak, yazılı delille ispat edilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, sözü edilen miktar, yıllık kira tutarına
bakılarak belli edilir.

Somut olayda, davacı davalıların haksız işgalci olarak taşınmazı kullandıklarını iddia etmiş, davalı
taraf savunmasında taşınmazı aylık 250,00 TL kira bedeli karşılığında kullandığını ileri sürmüştür. Bu
sebeple kira sözleşmesinin varlığını ispat yükü davalı tarafa düşmektedir. Davalılarca taşınmazın aylık
250,00 TL’ye kiralandığı iddia edildiğinden yıllık kira bedeli 3.000,00 TL olacağı dikkate alınarak kira
sözleşmesinin yazılı delille ispatı gerekir. Taraflar arasında yazılı bir kira sözleşmesi dosyaya ibraz
edilmediğine ve davalının taşınmazı tasarruf ettiği halde yargılama sırasında kira bedeli ödediğine ve
davacı tarafın da kira bedellerini tahsil ettiğine ilişkin herhangi bir delil dosyaya sunamadığına göre
taşınmazda fuzuli şagil olarak bulunduğunu kabul etme zorunluluğu vardır.

Hâl böyle olunca, Mahkemece çekişmeli taşınmazın devredildiği gözetilerek, yeni malike davanın
ihbarının sağlanması, malikin davayı takip edeceğini belirtmesi halinde, kaldığı yerden yargılamanın
sürdürülmesi aksi takdirde el atmanın önlenmesi talebine ilişkin sonucuna göre bir karar verilmesi,
ayrıca iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması (taraflara emsal kira sözleşmesi
sunmaları için de süre ve imkan tanınmak suretiyle) mahallinde yeniden keşif yapılarak, gayrimenkul
değerlendirme uzmanı, emlakçı bilirkişisi ve inşaat mühendisinden oluşan üç kişilik uzman bilirkişi
heyetinden yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda, (taşınmazın büyüklüğü, niteliği,
yöredeki rayiç ve çevre özellikleri de nazara alınarak) bilimsel verilere uygun, denetime elverişli
şekilde ecrimisil hesabı konusunda rapor alınması, taraflar arasında bir kira ilişkisi bulunduğu
ispatlanamadığından ecrimisil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı
değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan
nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu
kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 09.11.2020 tarihinde oy birliğiyle
karar verildi.

T.C.
YARGITAY

3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/7430
Karar No: 2019/3928
Karar Tarihi: 30.04.2019
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın
kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflarca temyiz edilmesi üzerine;
temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği
düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, taraflar arasında 12.10.2004 tarihli, beş yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiğini, davalının
kiralananı 2013 yılında Nisan-Mayıs ayında tahliye ettiğini, 4.000 TL kira bedeli, kullanım dönemine
ait 8.011,80 TL elektrik, yine bu döneme ait 706,12 TL vergi borcu ile demirbaş eşyalar nedeniyle
1.400 TL olmak üzere toplamda 14.117,00 TL borcu bulunduğunu, alacağın tahsili için yapılan takibe
haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, %20’den az olmamak üzere icra inkar
tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davacıya hiçbir borcu olmadığını, kira bedellerini zaman zaman elden ödediğini, bazı dönemler
içinse davacının çocuklarının, oğlundan kira bedelleri için senet aldığını ve bu senetler karşılığı ödeme
yapıldığını, davacının onayı ile 2011 yılında kiralananda tadilat yaptırdığını, tadilat masraflarının kira
bedeli ile elektrik tüketim bedeline mahsup edilmesi konusunda davacı ile anlaştıklarını, kiralananı
tahliye ettiğinde demirbaş eşyaları davacıya teslim ettiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davalının sözleşme tarihinden 2013 yılı Mayıs ayına kadar kiralananı kullandığı
kanaatine varıldığı, davalının sunduğu senet örneklerinin yazılı delil başlangıcı olup bu nedenle tanık
dinlebileceği, davalı tarafından sunulan senetler göz önünde bulundurularak TBK’nın 104/1. maddesi
gereği belli bir aya ilişkin yapılan ödemenin çekince ileri sürülmeksizin kabul edilmesi halinde önceki
aylara ilişkin kira borçlarının ödenmiş sayılacağını, ödemeye karşı makbuz verilmesinin bölgesel örf
ve adetlere göre değişebileceği, 25/04/2012 vade tarihli senede istinaden yapılan ödemenin herhangi
bir kayıt olmaksızın davacı tarafından kabul edilmesi nedeniyle 2012 Nisan ayından önceki tüm
borçların yasal karineye göre ödenmiş sayılacağı, 2012 yılına ait kira bedellerinin ise 2013 yılında
yapılan ödemelerin kabul edilmesi nedeniyle yasal karinesi karşısında ispat yükü
kendisine düşen davacının kira alacağının varlığını ispat edemediği, davacının çekince ileri
sürmeksizin anahtarı ve kiralananı teslim aldığından davalı tarafından masa ve sandalyelerin de teslim
edildiği sonucuna varıldığı, işyeri vergi levhasının davacı adına olmadığı, davalının yaptığı masrafların
elektrik borcuna mahsup edileceği iddiasını ispat edemediğinden elektrik borcundan sorumlu olduğu
gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının … İcra Müdürlüğü’nün 2013/193 Esas sayılı icra
takibine konu kalem alacaklardan elektirik borcu olan 8.011,80 TL borca yapmış olduğu itirazın
iptaline, takibin bu alacak ve takip tarihinden itibaren bu alacak yönünden işleyecek yasal faiz
yönünden devamına, davalının kiralanan taşınmazın kullanımından doğan kira borcu olan 4.000,00 TL,
vergi borcu olan 706,12 TL ve demirbaş borcu olan 900,00 TL’ye yönelik yapmış olduğu itirazın
iptaline dair talebin reddine, kısmen kabul doğrultusunda davacının icra inkar tazminatı yönündeki
talebinin de reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin
takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-)Taraflar arasında, 12/10/2004 tarihli, beş yıl süreli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık
bulunmamaktadır. Davacı kiraya veren, 17/12/2013 tarihinde başlattığı icra takibinde, 4.000 TL kira
bedeli, 8.011,80 TL elektrik tüketim bedeli, 706,12 TL vergi borcu, 1.400 TL iade edilmeyen eşya
bedeli olmak üzere toplam 14.117,12 TL alacağın tahsilini istemiştir.

Takipte, istenilen kira bedelinin hangi döneme ait olduğu belirtilmemiş ise de yargılama davacı takibe konu kira alacağının, Mart,
Nisan, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Kasım, Aralık 2010 ayları için aylık 250 TL, Ağustos, Eylül,
Ekim, Kasım, Aralık 2012 ayları için ise aylık 400 TL olduğu açıklanmıştır. Davalı kira borcu
olmadığını savunmuş, alacaklı ve borçlusu dava dışı üçüncü kişiler olan, vade tarihleri ise 25/02/2011,
25/03/2011, 25/04/2011, 25/01/2012, 25/02/2012 TL, 25/03/2012 TL, 25/04/2012 olan bonoları ibraz
etmiştir. Mahkemece söz konusu bonolar yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tarafların muvafakati
olmadığı halde taraf tanıklarını dinlenilmiş ve beyanları hükme esas alınmıştır.
Kural olarak kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti davacı
kiraya verene, kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise davalı kiracıya aittir. 6100 Sayılı HMK’nun

Maddesi ve yerleşik içtihatlar gereğince yıllık kira bedeli dikkate alınarak senetle ispat sınırının
üzerinde kalan talepler bakımından senetle ispat kuralı geçerli olup bu durumda tanık delili ile ispat
mümkün olmamakla birlikte HMK’nun 202. maddesi doğrultusunda delil başlangıcı yahut HMK’nun maddesinde öngörülen senetle ispat kuralının istisnalarından birinin somut olayda bulunması
halinde tanık dinlenebilir.

Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu
hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından
verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Dosyaya sunulan bonolar, davalının elinden çıkmış yazılı delil
başlangıcı sayılabilecek nitelikte bir belge değildir. Bu nedenle, dosyaya sunulan bonoların yazılı delil
başlangıcı kabul edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Türk Borçlar Kanunu’ nun 104/1 maddesi “Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için,
alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa
edilmiş sayılır” hükmünü içerir. Mahkemece, davalı tarafından sunulan bonoların kira borcuna karşılık
verildiği kabul edilmiş, vade tarihleri gözetilerek, bu aya ilişkin kira bedeline ait olduğu buna göre bonoların makbuz hükmünde olduğu değerlendirilerek
25/04/2012 vade tarihli bonoya istinaden yapılan ödeme ile 2012 Nisan ayından önceki kira borçlarının
ödendiği sonucuna varılmıştır. Mahkemenin kabulünde olduğu gibi bonoların kira borcuna karşılık
verildiği kabul edilse dahi bu şekilde yapılan bir ödemede alacaklının ihtirazi kayıt ileri sürme olanağı
yoktur. Ayrıca vade tarihleri itibariyle takip konusu dönem kira bedeline ilişkin olarak verildiği kabul edilebilecek, bu döneme ait bono da sunulmamıştır. Bu nedenle bonolar, Türk Borçlar Kanununun
104/1 maddesi anlamında makbuz sayılmadığından önceki dönemlere ait edimlerin de ifa edildiğine
karine teşkil edecek nitelikte değillerdir. Yine Mahkemece, 2013 yılında yapılan ödemelerin kabul
edildiği ve bu dönemde borçluya çekilmiş bir ihtarın da bulunmadığı, davacının kira alacağının
varlığını ispat edemediği gerekçesiyle Ağustos-Aralık 2012 dönemine ilişkin olarak da davalının kira
borcunu ödediği kabul edilmiş ise de 2013 yılı kira bedelinin ödendiğine ilişkin davalı tarafından
makbuz hükmünde sayılabilecek herhangi bir belge ibraz edilebilmiş değildir. Davacının ihtar
göndermemiş olması da kira borcunun ödendiğinin kabulü anlamına gelmez. Bu halde, kira borcunun
ödendiğini ispat yükünün davalıda bulunduğunu gözetilerek davacının talep ettiği kira bedeli tespit
edilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

3-) Davacının diğer bir talebi demirbaş eşyaların bedeline ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen
12/10/2004 tarihli kira sözleşmesinde, 5 masa, 18 sandalyenin kiracıya teslim edildiği belirtilmiştir.
Söz konusu eşyaların kiracıya teslim edildiğine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık
eşyaların kiraya verene teslim edilip edilmediği konusundadır. Anılan demirbaşların eksiksiz ve
hasarsız olarak kiraya verene teslim edildiğini ispat yükü kiracıya aittir. Kiracı demirbaş eşyalarını
kiraya verene iade ettiğine dair bir delil sunmamıştır. Mahkemece, kiraya verenin taşınmazın teslimi
sırasında, masa ve sandalyelerin, taşınmaz içerisinde olup olmadığını basit bir denetimle görebilecek
olup, çekince ileri sürmeksizin anahtarı ve taşınmazı teslim aldığından ve demirbaşları teslim
almadığını ispat edecek başkaca da bir delil sunamadığından, yasal karine gereği, davalı tarafından
masa ve sandalyelerin de teslim edildiği sonucuna varılmış ise de davalı kiracı tarafından kiralananın
tahliyesi ve anahtarın usulüne uygun şekilde kiraya verene teslim edildiğine ilişkin bir belge
sunulmamıştır. Bu durumda, demirbaş eşyaları iade ettiğinin ispat yükünün davalı kiracıda olduğu göz
önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bu istemin reddine karar
verilmesi doğru görülmemiştir.

4-)Davacı, davalının kiralananı kullandığı döneme ilişkin elektrik tüketim bedellerini ödemediğini
belirterek elektrik tüketim bedelini de takibe konu etmiştir. Kiracının ödemesi gereken elektrik
borcunu kiraya veren ancak kendisi ödemek koşuluyla kiracıdan isteyebilir. Bu durumda, davalının,
elektrik tüketim bedeli için ödeme yaptığı miktar belirlenerek, ödenen miktar kadar davalı kiracıya
rücu edebileceği de göz önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekir.

5-) Davalı cevap dilekçesinde, kiralanana davacının onayı ile masraf yaptığını, yaptığı masrafların kira
ve elektrik borcuna sayılması hususunda anlaşmaya varıldığını beyan etmiştir. Davalı tarafın bu
savunması, takas ve mahsup talebini içerir. Takas ve mahsup talebinin, mutlaka karşı dava şeklinde
ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır.

Kiracının yaptığı kiralanana yönelik değer arttırıcı masraf ve harcamaları akdi ilişkinin devamı
sırasında kira bedelinden mahsup edebilmesi için konuya ilişkin sözleşmede ayrıca bir düzenleme
bulunması gerekir. Kira sözleşmesinde bu yönde bir hüküm bulunmadığı gibi yapılacak masrafların
kira bedeli veya elektrik tüketim bedeline mahsup edileceğine ilişkin taraflar arasında bir anlaşma
bulunduğu Mahkemece de kabul edildiği üzere kiracı tarafından yazılı deliller ile ispat edilememiştir.
Bu durumda davalı kiracı ancak taşınmazı tahliye ettikten sonra kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu
masrafları talep edebilecek olup kiralananın tahliye edildiği hususunda bir uyuşmazlık
bulunmamaktadır. Yerleşik uygulama, kiracının kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu masrafların
vekâletsiz işgörme ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı kiraya verenden isteme hakkı
olduğu yönündedir. Kural olarak bu gibi zorunlu ve faydalı masrafların kira sözleşmesinin
başlangıcında yapılmış olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle kiracı kiralananda kalan ve kiraya veren
tarafından benimsenen imalat için sebepsiz zenginleşilen oranında ve yapıldıkları tarih itibarıyla rayiç
bedeller üzerinden bedelin tazminini talep edebilir. Kiraya verenin sorumluluğu zorunlu ve faydalı
imalatların imal tarihindeki değerinden yıpranma payı düşülmek suretiyle bulunacak değer kadardır.
Bu durumda Mahkemece, kiracı tarafından yapılan imalatların hangisinin zorunlu ve faydalı masraflar,
hangilerinin lüks masraflar olduğunun belirlenmesi, yıpranma durumları, sabit nitelikte olup
olmadıkları ayrıntılı olarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile belirlenerek
sonucuna göre davalının takas-mahsup savunması hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik
inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine,
ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlere davacı yararına, dördüncü ve beşinci bentte açıklanan
nedenlerle davalı yararına hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ve peşin
alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3
atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
30/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY

3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/7104
Karar No: 2019/3450
Karar Tarihi: 17.04.2019
YARGITAY KARARI

MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine
yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz
dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği
düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı ile davaya konu taşınmazın kiralanması konusunda 20.10.2014 başlangıç tarihli kira
sözleşmesi akdedildiğini, kendileri tarafından hem kira bedellerini garanti altına almak hem de
meydana gelebilecek zararları teminat altına almak amacıyla alacaklısının davalı …, kefilinin dava dışı
…. olan 20.10.2014 tanzim tarihli 54.000,00 TL bedelli senet keşide edilerek davalıya teslim edildiğini,
kendilerinin bir takım nedenlerle kira sözleşmesini devam ettiremediklerini ve 17.01.2015 tarihinde
taşınmazı tahliye ederek, anahtarını davalı mal sahibine teslim ettiğini, bu tarihe kadar müvekkili
ödenmemiş kira borcunun bulunmadığı gibi taşınmazı da aldığı gibi davalıya teslim ettiğini, ancak
davalı tarafından senedin iade edilmeyerek haksız ve kötü niyetli olarak …. İcra Müdürlüğünün
2015/5142 E. sayılı dosyası ile icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, ….İcra Müdürlüğünün
2015/5142 E. sayılı takip dosyasından davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip konusu senedin
iptaline, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere davalının kötü niyet tazminatına mahkum
edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; kendisine ödeme aracı olarak verilen senedin, kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren bir senet
olduğunu, senedin teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için neyin teminatı olarak
verildiğinin senet metnine açıkça yazılması olması veya senedin sözleşmenin teminatı olarak açıkça
verildiğinin yazılı ispatının gerektiğini, senette nakden yazılı olduğunu, savunarak davanın reddine
karar verilmesini ve davacını aleyhine kötü niyet tazminatına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini
istemiştir.
Mahkemece; takibe dayanak 54.000,00 TL bedelli 20.10.2014 tanzim 10.08.2015 ödeme tarihli senet
üzerinde, senedin teminat karşılığı verildiğine dair herhangi bir ibarenin bulunmadığı, aksine takibe
dayanak senedin nakden düzenlendiği, bu hali ile senet üzerinde teminat verildiğini içerir açıkça
hüküm bulunmadığı, yine dosyaya sunulan 17.01.2015 tarihli tarafların imzasını taşıyan yazılı anlaşmada da söz konusu senedin uğranılan zarar ve ödenmeyen kira
bedellerine ilişkin düzenlenmiş olduğunun anlaşıldığı, söz konusu anlaşmada senedin teminat senedi
olarak verildiğini ihtiva eden hüküm bulunmadığı ve senedin kira sözleşmesine ilişkin olarak teminat
senedi olarak verildiğinin açıkça ifade de edilmediği ve 17.1.2015 tarihli yazılı anlaşmanın teminat
niteliğini taşımadığının anlaşıldığı, bu hali ile takibe konu senedin teminat senedi olmadığı gerekçesi
ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm; davacı tarafça temyiz edilmiştir.

Senede karşı ispat yasağı dava tarihinde yürürlükte bulunan HMK’nın 201. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre; “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan
kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir
miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” Ne var ki; senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde
ortada yazılı bir delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki
işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve
kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.
(HMK m. 202)
Bir belgenin yazılı delil başlangıcı sayılabilmesi için üç şartın bir arada bulunması gerekmektedir.
Bunlar; 1- Yazılı bir belge bulunmalı, 2- Belge aleyhine ileri sürülen şahıs tarafından verilmiş olmalı
3- Belge hukuki işlemin varlığına delalet etmelidir.

Somut olayda davacı; davalı tarafından takip konusu yapılan 20.10.2014 tanzim 10.08.2015 ödeme
tarihli senedin teminat senedi olduğunu iddia etmiş bunun delili olarak da taraflar arasında imzalanan
17.01.2015 tarihli adi yazılı belgeyi sunmuştur. İş bu belgede; “Emrah Bey’den kiralamış olduğum
dükkanın anahtarını teslim aldım. Buna mukabil uğramış olduğumuz zarara ve kira bedel olarak
kendisi bize vermiş olduğu senedi günü geldiğinde ödeyeceğini taahhüt eder” şeklinde açıklama
bulunduğu, davalı tarafından belgedeki imzanın inkar edilmediği ve bu belgeye karşı; takibe konu
senedin, teminat senedi olduğuna dair bir ibare olmadığı, yönünde savunmada bulunulduğu
anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece; davalı tarafça imzasının inkar edilmediği 17.01.2015 tarihli belgenin yazılı delil
başlangıcı olduğunun kabulü ile davacı tanıklarının beyanları da değerlendirilerek sonucuna göre bir
karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yukarıdaki gerekçe ile hüküm kurulması doğru
görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına
BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı
HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden
itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.04.2019 tarihinde oy
birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY

8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/5098
Karar No: 2018/10918
Karar Tarihi: 09.04.2018
YARGITAY KARARI

MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İtirazın Kaldırılması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece,
davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine,
Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava, kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın kaldırılmasına ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili tarafından 15.07.2015 tarihinde başlatılan icra takibinde, kiralananla ilgili olarak
10.07.2015 ödeme tarihli kira parasının tahsili istenmiştir. Davalı borçlu davacıya ait dükkanın kira
bedelinin kira sözleşmesi ile aylık 1.928.57 Euro olarak belirlendiğini davacının 6098 sayılı TBK m.
301 gereğince yükümlülüklerini yerine getirmediğini, kira sözleşmesini feshettiğini ve taşınmazı
tahliye ettiğini bu nedenle davacının kullanmadığı döneme ilişkin kira bedeli talep edemeyeceği
beyanında bulunmuş, mahkemece, davalı tarafından sunulan ihtarnameler ve kira sözleşmesinin
feshinin takibe konu senedin ödeme tarihinden sonraya ilişkin olduğu, bononun vade tarihinde taraflar
arasında devam eden bir kira sözleşmesinin bulunduğu ve davalı borçlunun kira bedelini ödemesi
gerektiği, takibe konu kira alacağının ödendiği hususunun davalı tarafından ispat edilemediği
anlaşıldığından itirazın kaldırılmasına karar verilmiştir.

Kira bedelleri için kiralayana bono verilmişse, tarafların anlaşmasıyla kira alacağının tahsili ticari
senede bağlanmış demektir. Hal böyle olunca ticari senetlerin tahsiline ilişkin hükümlerin uygulanması
gerekir. Ticari senetlerin ciro kabiliyeti olduğundan kiracının verdiği senedin kimin elinde olduğunu
bilmesi icap eder. Bu senet bankaya tahsile verilmişse gönderilen ihbarla senedin ödeme yeri borçlu
tarafından biliniyor demektir. İhbara rağmen ödenmemesi halinde temerrüt konusu yapılıp buna ilişkin
ihtarlar gönderilebilir. Senet tahsile verilmeyip alacaklının elinde tutuluyorsa, alacaklının borçlunun
ayağına gidip senedi verip karşılığını alması gerektiğinden bu yola gitmeden doğrudan doğruya ihtar
göndererek temerrüt konusu yapması mümkün değildir

Takipte dayanılan ve karara esas alınan 18.04.2015 başlangıç tarihli ve 7 ay süreli kira sözleşmesi
konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ticari senetlerin ciro kabiliyeti olduğundan
kiracının verdiği senedin kimin elinde olduğunu bilmesi gerekir. Bu durumda kira parasının tahsili
bakımından öncelikle ticari senetlerin tahsiline ilişkin yollara müracaat edilmesi ya da mahkemeye
ibrazı gerekir.

Yukarıda belirtilen esaslar dikkate alınıp, kira alacağının bonoya bağlanmış olması durumunda ya
takibin kambiyo senetlerine mahsus yol ile yapılmış olması ya da kambiyo senedi aslının dosyaya ya
da takibe delil olarak sunulup ilamsız takip yürütülmesi gerekirken mahkemece takip konusu yapılan
ve bonoya bağlanan alacağın dayanağı bono aslı dosyaya sunulmadan davanın kabulüne karar
verilmesi doğru değildir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 sayılı
Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nm 428 ve IlK.nm 366. maddesi uyarınca
karann BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının
tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin
harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.04.201 8 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY

8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/3875
Karar No: 2017/13146
Karar Tarihi: 18.10.2017

İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE DAVASI – SÖZLEŞMEDE KİRA
BORCUNA KARŞILIK OLARAK LİSTESİ OLAN KAMBİYO SENETLERİNİN
KİRALAYANA TESLİM EDİLDİĞİ – SÖZLEŞME AKSİNİ İDDİA EDEN
ALACAKLININ SENETLERİN TESLİM EDİLMEDİĞİNİ YAZILI DELİLLE
İSPATLAMASI GEREĞİ

ÖZET: Kira sözleşmesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan borçların ekte döküm bulunan kambiyo
senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından keşide edilerek sözleşme tarihinde
kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme karşısında tarafların anlaşması ile
takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Aksini ispat ancak yazılı delil ile
mümkündür. Davacı alacaklı, sözleşme ekinde dökümü yapılan senetlerin taraflarına teslim
edilmediğini belirterek takip konusu dönemlere ilişkin kambiyo senetlerini ibraz edemediğinden
iddiasını ispatlayamadığının kabulü gerekir. Bu durumda Mahkemece davanın reddine karar verilmesi
gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
(4721 S. K. m. 6) (6. HD. 15.05.2014 T. 2014/2700 E. 2014/6285 K.)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece,
davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine,
Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine kira alacağı ve tahliye istemli olarak başlatılan icra
takibine davalı borçlunun itirazı üzerine davacı icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve tahliye
isteminde bulunmuş mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş karar davalı borçlu vekili tarafından
temyiz edilmiştir.

Davacı alacaklı, 05/12/2008 başlangıç tarihli ve on beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesine dayanarak
02/04/2013 tarihinde başlattığı icra takibi ile 2012 yılı Haziran ila 2013 yılı Mart ayları arasına ait
toplam 5.873,70 TL kira ve 233,36 TL işlemiş faiz alacağının tahsilini talep etmiş, davalı borçlu
süresinde verdiği itiraz dilekçesi ile takibe konu borcun kira sözleşmesinin 14 ve 15. maddelerinde
belirtilen ticari senetler mukabilinde ödendiğini ve her hangi bir kira borcu bulunmadığını belirterek
borca itiraz etmiştir.

İtiraz üzerine açılan itirazın kaldırılması ve tahliye davasında Mahkemenin 31/12/2013 günlü,
2013/820-2013/1220 sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı borçlu vekili
tarafından temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) … Hukuk Dairesi’nin 15/05/2014 günlü, 2014/2700 –
2014/6285 sayılı ilamı ile “Sözleşmenin özel şartlar 14. maddesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan
borçların ekte döküm bulunan kambiyo senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından
keşide edilerek sözleşme tarihinde kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme
karşısında tarafların anlaşması ile takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Ticari
senetlerin ciro kabiliyeti olduğundan kiracının verdiği senedin kimin elinde olduğunu bilmesi gerekir.
Bu durumda kira parasının tahsili bakımından öncelikle ticari senetlerin tahsiline ilişkin yollara
müracaat edilmesi ya da mahkemeye ibrazı gerekir. Yukarıda belirtilen esaslar dikkate alınıp,
gerektiğinde davacıdan açıklama istenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin
özel şartı üzerinde durulmadan tahliye kararı verilmesi doğru değildir.” denmekle bozulmuştur.
Bozma üzerine Mahkemece, bozma ilamına uyma kararı verilmiştir.

Davacı alacaklı vekili ;kira sözleşmesinde dökümü yapılan senetlerin müvekkiline teslim edilmediğini belirterek herhangi bir senet
ibraz etmemiş, davalı borçlu vekili ise, ödenen senetlerin geri alındığını, geri alınan senetlerin saklama
yükümlülükleri bulunmamasına rağmen müvekkilince saklandığını belirterek 05/06/2012 ödeme
tarihinden başlayan davacı alacaklı namına düzenlenen 10 adet 500,00 TL bedelli sıralı ve 31/12/2012
ödeme tarihli, 1.308,00 TL bedelli, 31/12/2013 ödeme tarihli, 1.680,00 TL bedelli senet asıllarını ibraz
etmiştir. Davacı alacaklı vekili senetlerin arkasında yer alan 1. ciroda şirket kaşesi üzerine atılı imzanın
müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını iddia etmesi üzerine Mahkemece Grafoloji ve Sahtecilik
uzmanı aracılığıyla imza incelemesi yapılmış, 1. ciro imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı tespit
edilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu hükme esas alınarak, icra takibine konu senetlerde yer alan
imzaların davacı şirket yetkilisine ait olmadığı kanısı ile davacı alacaklının adi yazılı kira sözleşmesine
dayanmış olması karşısında davalı borçlunun ödeme emrine itirazında bu sözleşmedeki imzayı inkar
etmediği, kira borcunun miktarına ve ödenmiş olmasına ilişkin itirazlar yönelttiği dikkate alındığında
İİK m 269/b-c’de belirtilen itirazın kaldırılması şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne
karar verilmiştir.

Mahkemece her ne kadar Yargıtay (kapatılan) … Hukuk Dairesi’nin 15/05/2014 günlü, 2014/2700 –
2014/6285 sayılı ilamına uyma kararı verilmiş ise de uyma gereği yerine getirilmeden karar verilmiştir.
Kira sözleşmesinin özel şartlar 14. maddesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan borçların ekte döküm
bulunan kambiyo senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından keşide edilerek
sözleşme tarihinde kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme karşısında
tarafların anlaşması ile takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Aksini ispat ancak
yazılı delil ile mümkündür. Davacı alacaklı, sözleşme ekinde dökümü yapılan senetlerin taraflarına
teslim edilmediğini belirterek takip konusu dönemlere ilişkin kambiyo senetlerini ibraz edemediğinden
iddiasını ispatlayamadığının kabulü gerekir. Bu durumda Mahkemece davanın reddine karar verilmesi
gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün
İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.
maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire
ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve
peşin harcın temyiz edene iadesine, 18/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY

8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/4419
Karar No: 2017/13145
Karar Tarihi: 18.10.2017

İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE DAVASI – SÖZLEŞMEDEKİ
BORÇLARIN KAMBİYO SENETLERİ İLE ÖDENECEĞİ HUSUSUNUN AKSİNİN
YAZILI DELİLLE İSPAT EDİLEBİLECEĞİ – ALACAKLININ KAMBİYO
SENETLERİNİ İBRAZ EDEMEDİĞİ – DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ
GEREĞİ
ÖZET: Kira sözleşmesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan borçların ekte dökümü bulunan kambiyo
senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından keşide edilerek sözleşme tarihinde
kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme karşısında tarafların anlaşması ile
takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Aksini ispat ancak yazılı delil ile
mümkündür. Davacı alacaklı, sözleşme ekinde dökümü yapılan kiralayana teslim edildiği belirtilen
takip konusu dönemlere ilişkin kambiyo senetlerini ibraz edememiştir. Bu durumda Mahkemece
davanın reddine karar verilmesi gerekir.
(2004 S. K. m. 275) (6. HD. 15.05.2014 T. 2014/2701 E. 2014/6286 K.)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece,
davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine,
Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine kira alacağı ve tahliye istemli olarak başlatılan icra
takibine davalı borçlunun itirazı üzerine davacı icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve tahliye
isteminde bulunmuş mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş karar davalı borçlu vekili tarafından
temyiz edilmiştir.

Davacı alacaklı ,05/12/2008 başlangıç tarihli ve on beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesine dayanarak
02/04/2013 tarihinde başlattığı icra takibi ile 2012 yılı Haziran ila 2013 yılı Mart ayları arasına ait
toplam 8.811,20 TL kira ve 350,06 TL işlemiş faiz alacağının tahsilini talep etmiş, davalı borçlu
süresinde verdiği itiraz dilekçesi ile; takibe konu borcun kira sözleşmesinin 14. ve 15. maddelerinde
belirtilen ticari senetler mukabilinde ödendiğini ve her hangi bir kira borcu bulunmadığını belirterek
borca itiraz etmiştir.

İtiraz üzerine açılan itirazın kaldırılması ve tahliye davasında Mahkemenin 31/12/2013 günlü,
2013/821-2013/1221 sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş , kararın davalı borçlu vekili
tarafından temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan…..Hukuk Dairesi’nin 15/05/2014 günlü, 2014/2701 –
2014/6286 sayılı ilamı ile “Sözleşmenin özel şartlar 14. maddesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan
borçların ekte döküm bulunan kambiyo senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından
keşide edilerek sözleşme tarihinde kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme
karşısında tarafların anlaşması ile takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Ticari
senetlerin ciro kabiliyeti olduğundan kiracının verdiği senedin kimin elinde olduğunu bilmesi gerekir.
Bu durumda kira parasının tahsili bakımından öncelikle ticari senetlerin tahsiline ilişkin yollara
müracaat edilmesi ya da mahkemeye ibrazı gerekir. Yukarıda belirtilen esaslar dikkate alınıp,
gerektiğinde davacıdan açıklama istenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin
özel şartı üzerinde durulmadan tahliye kararı verilmesi doğru değildir.” denmekle bozulmuştur.
Bozma üzerine Mahkemece, bozma ilamına uyma kararı verilmiştir. Davacı alacaklı vekili; kira
sözleşmesinde dökümü yapılan senetlerin müvekkiline teslim edilmediğini belirterek herhangi bir senet
ibraz etmemiş, davalı borçlu vekili ise, ödenen senetlerin geri alındığını, geri alınan senetlerin saklama
yükümlülükleri bulunmamasına rağmen müvekkilince saklandığını belirterek 05/06/2012 ödeme
tarihinden başlayan davacı alacaklı namına düzenlenen 10 adet 750,00 TL bedelli sıralı ve 31/12/2012
ödeme tarihli, 1.920,00 TL bedelli, 31/12/2013 ödeme tarihli, 2.460,00 TL bedelli senet asıllarını ibraz
etmiştir.

Davacı alacaklı vekili senetlerin arkasında yer alan 1. ciroda şirket kaşesi üzerine atılı imzanın
müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını iddia etmesi üzerine Mahkemece Grafoloji ve Sahtecilik
uzmanı aracılığıyla imza incelemesi yapılmış, 1. ciro imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı tespit
edilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu hükme esas alınarak, icra takibine konu senetlerde yer alan
imzaların davacı şirket yetkilisine ait olmadığı kanısı ile davacı alacaklının adi yazılı kira sözleşmesine
dayanmış olması karşısında davalı borçlunun ödeme emrine itirazında bu sözleşmedeki imzayı inkar
etmediği, kira borcunun miktarına ve ödenmiş olmasına ilişkin itirazlar yönelttiği dikkate alındığında
İİK m 269/b-c’de belirtilen itirazın kaldırılması şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne
karar verilmiştir.

Mahkemece her ne kadar Yargıtay (kapatılan)… Hukuk Dairesi’nin 15/05/2014 günlü, 2014/2701 –
2014/6286 sayılı ilamına uyma kararı verilmiş ise de uyma gereği yerine getirilmeden karar verilmiştir.
Kira sözleşmesinin özel şartlar 14. maddesinde; kira sözleşmesinden kaynaklanan borçların ekte
dökümü bulunan kambiyo senetleri ile ödeneceği söz konusu senetlerin kiracı tarafından keşide
edilerek sözleşme tarihinde kiralayana teslim edildiği belirtilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenleme
karşısında tarafların anlaşması ile takibe konu kira parasının tahsili ticari senede bağlanmıştır. Aksini
ispat ancak yazılı delil ile mümkündür. Davacı alacaklı, sözleşme ekinde dökümü yapılan kiralayana
teslim edildiği belirtilen takip konusu dönemlere ilişkin kambiyo senetlerini ibraz edememiştir. Bu
durumda Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne
karar verilmesi doğru değildir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün
İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.
maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire
ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve
peşin harcın temyiz edene iadesine, 18.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

AV. BETÜL URUK