Boşanma Sonrası Eşler Arasındaki Malvarlığı Davaları -4

MALVARLIĞININ 3. KİŞİYE DEVREDİLMESİ HALİNDE 3. KİŞİYE KARŞI AÇILABİLECEK DAVALAR NELERDİR?

Boşanma davasından önce bir mal varlığının eşlerden biri tarafından kötü niyetli olarak üçüncü kişiye devredilmesi halinde diğer eş 3 farklı hukuki yoldan birine ya da birkaçına başvurabilir. Bu Yollar şunlardır:

a) Mal rejiminin tasfiyesi davasında TMK madde 229 gereğince 3. kişiye ihbarda bulunmak ve daha sonra 3. kişiye karşı TMK madde 241 gereğince dava açmak.

b) Genel mahkemelerde muvazaa nedeni ile tapu iptal ve tescil talepli dava açmak

c) İcra iflas Kanunu madde 277′ye dayalı tasarrufun iptali talepli dava açmak

a) Mal rejiminin tasfiyesi davasında 3. kişiye ihbarda bulunmak ve üçüncü kişiden eksik kalan miktarı talep etmek:

Eşlerden birinin TMK madde 229 kapsamında yapacakları devirler eklenecek değer olarak tasfiye de dikkate alınacaktır TMK madde 229 gereği 3. kişiye ihbarı düzenlemektedir.

TMK 229 bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

Maddenin son fıkrası, TMK 229 kapsamında değerlendirilen tasarruflar sonucu elden çıkarılan mal varlığı değerlerinden kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere de sorumlu tutabilme olanağı sağlayan madde 241 hükmünün uygulamasına yardımcı olacak bir hükümdür.

Bu fıkra hükmü alacaklı eşin ya da mirasçılarının TMK madde 241 gereği üçüncü kişiye başvurabilmesi gereken hallerde üçüncü kişinin elde ettiği karşılıksız kazandırmayı elden çıkartmaması için bir koruma getirmektedir.

Ancak uygulamada bu korumanın sağlanması için eşin diğer eşe karşı açtığı ve kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişiye ihbar ettiği mal rejiminin tasfiyesi davasında 3.kişiye devredilen mal varlığı üzerine tedbir konması gerekmektedir.

İhbarın dava devam ettiği sürece yani davanın sonuna kadar yapılması mümkündür.

Açılmış ve görülmekte olan bir davada taraflardan birinin davaya katılıp yardım etmesini sağlamak amacıyla kendisi ile rücu ilişkisi bulunan bir üçüncü kişiye davayı bildirmesini davanın ihbarı denir.

HMK Madde 61’e göre davanın taraflarından birinin davayı kaybettiği takdirde üçüncü bir kişiye rücu etme imkanı varsa veya üçüncü bir kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa davayı bu kişiye ihbar edebilecektir bu kurumun düzenlenmesindeki amaç görülmekte olan bir davanın Üçüncü kişiye davaya müdahale etmesini sağlamak amacıyla duyurulmasıdır. Çünkü bu davada verilecek olan hüküm bu kişinin hukuki durumunu etkileyebilecektir.

Davanın ihbarı kendisine ihbarda bulunulan üçüncü kişinin davanın tarafı olarak davaya katılmasını sağlamayacaktır ve bu sebeple ihbarın yapıldığı 3. kişi hakkında da hüküm kurulamayacaktır.

TMK madde 229 son hükmünde maddenin ilk fıkrasından kazandırma veya devirlere ilişkin olan uyuşmazlıklarda mahkeme kararının davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşıda ileri sürülebileceği düzenlenmiştir.

Üçüncü kişilere karşı dava başlığını taşıyan TMK madde 241’e göre ise, tasfiye sırasında boşta işi mal varlığı veya tenekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde alacaklı eş veya mirasçıları edinilmiş mallar da hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebileceklerdir.

TMK madde 229/2 düzenlenen davanın kendisini ihmal edilmiş olması koşuluyla kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürebileceği hükmü HMK da düzenlenmiş olan davanın ihbarı kurumundan sonuçları ve düzenlenme şekilleri ile farklılık göstermekle beraber nitelik olarak davanın ihbarı olarak değerlendirilmelidir.

Ihbarın yapılması üzerine üçüncü kişi ilk davayı ister Feri müdahil olarak katılsın isterse de katılmasın Sonradan açılan davada ilk davada verilen hükmünü yanlış olduğu iddiasında bulunamayacaktır.

Madde 241 tasfiye sırasında borçlu işin mal varlığı veya tenekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde alacaklı eş veya mirasçıları edilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.

Dava Hakkı alacak ve eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve herhalde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden 5 yıl geçmekle düşer.

Bu madde hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

Borçlu işin mal varlığı veya tenekesi katılımı alacağından Doğan borcunu karşılamadığı takdirde edilmiş mallarda hesaba eklenmesi gereken TMK madde 229 gereği karşılıksız kazandırmalardan yararlanan 3 kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak alacak ve Eş tarafından istenebilecektir.

 Ancak karşılık alınarak yapılan devirler için bu hüküm uygulanamayacaktır.

Tasfiye sonucu belirlenecek olan katılma alacağından borçlu eş tüm mal varlığı ile sorumludur onun ya da mirasçılarının takip edilmesi ve tahsil edilemeyen eksik miktarın kalması gerekir ki üçüncü kişilere karşı bu talep Hakkı ileri sürülebilirsin.

Ancak borçlu tarafın katılımı alacağını ödeyemeyeceği çok açıksa Örneğin teneke boyunca batık olması gibi bu durumda yukarıda ileri sürdüğümüz prosedüre gerek kalmayacaktır boşluğunun borcu karşılayamayacağı iddiasına katılma alacaklısı taraf ispatlamak zorundadır Aksi halde üçüncü kişi alacağın asıl borçlu tarafından ödenme olasılığını İleri sürebilir.

Borçlu eşim mal varlığının katılma alacağını karşılayamadığını ortaya koyulması için aciz vesikası alınmasına gerek yoktur.

Mal rejimi davasında eklenecek değer konusunda bir hüküm kurulmuşsa artık eklenecek değer bakımından üçüncü kişiyi Bağlar artık üçüncü kişi açılan davada eklenecek değer olmadığı savunmasında bulunamaz bu davada üçüncü kişi yukarıda belirttiğimiz gibi borçlunun eksik kalan miktarı ödeyecek gücü olduğu savunmasında bulunabilir .

Katılma alacağının borçla eşi mal varlığından ya da tenekesinden tahsili mümkün olmadığında 3 kişiye bu tahsil edilemeyen kısım için başvurulabilir açıdan tasfiye davasında üçüncü kişi davalı olarak gösterilmiş ve üçüncü kişiden TMK madde 241 kapsamında talepte bulunulmuşsa mahkemece bu kısım ayrılarak bekletici mesele yapılmalıdır.

(YARGITAY 8 HD. 20.02.2014 T., 2013/9071 E. 2014/2843  K.)

Ancak Yargıtay bu konuda görüş değiştirerek mal rejiminin tasfiyesi davasında 3 kişinin davalı gösterilmesi halinde Üçüncü kişiye yöneltilen talepler açısından davanın ayrılmasına ve mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması yönünde İçtihat geliştirmiştir Böylece aşağıda açıkladığımız ve Bu maddenin uygulanmasını fiilen imkansız hale getiren hak düşürücü sürenin yarattığı zorlukta ortadan kalkmaktadır.

(YARGITAY 8. HD., 21.02.2017 T., 2015/ 11338 E.,  2017/2301 K.,)

(YARGITAY 8. HD.  13 04 2016  T. 2014/25885 E.  2016/6712 K.,)

TMK madde 241 uygulanması için şartlar ;

-Eşlerden birinin borçlu eş mal rejiminin devamı sırasında üçüncü kişilere karşılıksız bir kazandırmada bulunmuş olması

-Karşılıksız kazandırma konusu mal varlığının edinilmiş mal olması

-Bu kadardırmanın TMK madde 229 anlamında eklenecek değer sayılması:

-Tasfiye sonucunda belirlenen katılma alacağının borçlu eşten ya da tenekeden tamamen ya da kısmen tahlil edilememiş olması

-Katılma alacaklısının talepte bulunması

-Bir ve 5 yıllık hak düşürücü sürelerin geçmemiş olması

3 kişiye TMK 229/2’ye göre ihbar yapılmış olması da TMK madde 241’in uygulanma şartlarından biri olarak değerlendirilmiştir.

Bu konuda yukarıda belirttiğimiz üzere İsviçre Medeni Kanunun da bu son fıkranın kaldırılmış olması nedeniyle bu hukuki değerlendirmenin yeniden tartışılması gerektiği kanaatindeyiz.

Alacak hakkını zedelendiğini öğrenmeden itibaren başlayacak olan 1 yıllık süre herhalde En erken tasvirinin tamamlanması ve borçlu işin mal varlığının alacağı karşılayamayacağının öğrenilmesi ile başlar .

Buna karşılık 5 yıllık uzun süre madde hükmü gereği mal rejiminin sona ermesinden itibaren başlayacaktır.

TMK madde 225 gereği imal rejimini sona erdiren hallerde sona erme anı itibariyle 5 yıllık süre başlamış sayılır.

Eşler arasındaki zaman aşımı süreleri boşanmanın kesinleşmesi ile başlar. Bu süreler hak düşürücü süre olduğundan taraflar ileri sürmese bile hakim tarafından resen dikkate alınmalıdır.

Katılma alacaklısı taraf alacağını öncelikle borçlu eş ya da mirasçılarından talep etmek zorundadır. Şayet alacağın tamamı onlardan tahsil edilirse 241. madde anlamında üçüncü kişiye başvurulamaz.

3. kişinin sorumluluğu Tali nitelikte olduğundan eksik katılma alacağı miktarıyla sınırlıdır ancak eksik alacak miktarına göre gerekiyorsa üçüncü kişi yararlandığı kazandırmanın tamamını da vermek zorunda kalabilecektir.

TMK madde 241 kapsamında İyi niyet kötü niyet ayrımı yapılmamış olmakla birlikte maddenin son Fıkrasına göre mirastaki tenkit hükümlerinin kıyasen uygulanacağı öngörüldüğünden TMK 566 kıyasen uygulanır. Böylece 3 kişi iyi niyetli ise kendisine karşı dava açıldığı tarihte elinde kalan miktar ile sorumludur.

TMK madde 229 / son fıkra gereği tasfiye ve katılma alacağı davasını 3. kişiye de ihbar etmişse kanaatimizce ihbar tarihinde elinde kalan miktar ile sorumlu olmalıdır.

b)Muvaza nedeni ile tapu iptal ve tescil talepleri

Eşin yaptığı muvazaalı devir işlemine karşı genel mahkemelerde muvazaa nedeni ile Tapu iptal ve tescil talebinde bulunulabilir.

Eşin mal rejiminin takviyesinden kaynaklanan alacağını güvence altına almak amacıyla muvazaaya dayanarak iptal ve tescil davası açmakta hukuki yarar vardır.

Açılmış bulunan bir mal rejimini tasviyesi davasında muvazaa nedeniyle de ile tapunun iptali mümkün olmadığı takdirde alacağın ödenmesi şeklinde terditli bir talep ileri sürülmesi halinde tapu iptali tescil talebinin davadan tefrik edilip ve genel mahkemelere gönderilmesi gerekmektedir.

Şayet muvazaa edasına dayanamayıp sadece tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde mal rejiminden kaynaklanan alacak şeklinde terditi talepte bulunulması halinde ise taleplerin birlikte görülmesi mümkündür.

Yargıtay’ın muvazaa nedeniyle tabi iptal ve tescil davasının mal rejimini tasfiyesi davasında bekletici mesele yapılmaması yönündeki uygulamasını eleştiren görüşleri vardır .

Ayrıca genel mahkemelerde açılmış ve sonuçlanmış muvazaaya dayalı Tapu iptal ve tescil kararı bulunması halinde her iki davanın konusu farklı olduğundan Tabi iptal ve tescil kararı katılma alacağı ya da katkı payı alacakları açısından kesin hüküm teşkil etmeyecektir.

c) İİK’nın 277. maddesine dayalı tasarrufun iptali talepleri

Borçlu eşin mal varlığını üçüncü kişiye devretmesi halinde alacaklı eşin üçüncü kişiye karşı açabileceği davalardan biri de İİK’nın 277. maddesine dayalı tasarrufun iptali davasıdır.

Yargılama sonunda davaya konu edilen satışın danışıklı olduğunu kanıtlanması halinde davacı satışa konu edilen maldan da alacağını tahsili için yararlanabilecektir.

Ancak davacının bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından danışıklı işlemin kanıtlanması durumunda tapunun iptalini değil , İcra ve İflas yasasının 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescili gerek olmaksızın  taşınmazın Haciz ve satışına karar verilecektir.

Bu davalarda da aile mahkemelerinin görev alanı dışında olup görevli mahkeme genel mahkemelerdir.

DENKLEŞTİRME NEDİR?

Kanun koyucu eşler arasında ekonomik adaleti sağlamak amacıyla bir denkleştirme öngörmüştür.

Denkleştirme TMK madde 230 da şu şekilde düzenlenmiştir.

Madde 230; (1) Bir işin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.

(2) Her borç ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç edilmiş mallara ilişkin sayılır.

(3) Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine iyileştirilmesini veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa değer artması veya azalması durumunda denkleştirme katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerini veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.

Bir kişisel malın maliki olan eşin bu malına ait bir borcu ya da bu malın iyileştirilmesi için gerekli parayı kendi edinilmiş malından ödemiş olması halinde bu eşin kendi elde edilmiş malından yine kendi kişisel malını giden bir değer kayması söz konusudur. Bu durumda diğer eşiğin katılma alacağı hakkı zarara uğramış olacaktır.

Bunun tam tersi durumda söz konusu olabilir bir işin edinilmiş malını kişisel malından bir kayma olduğunda da tasfiye de bu defa malların Maliki olan eş için bir haksızlık olacaktır .

DENKLEŞTİRME NASIL HESAPLANIR?

TMK Madde 230/ 1 ve 3 fıkrasının düzenlemesi şu şekildedir;

230/1; Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise tahvil sırasında denkleştirme istenebilir .

230/3; Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunmuşsa değer artması veya azalması durumunda denkleştirme katkı oranına veya malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete de göre yapılır.

“…Dava konusu Türkiye üyeliğinin karar tarihini en yakın değeri mahallîsinde yapılacak keşif neticesinde bu konuda uzman inşaat mühendisi ve mülk bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmeli elde edilecek değerden Davacı karşı davalarının annesi ve babasının yapmış olduğu ödemeler kişisel mal olduğundan TMK 230 maddesine göre bu değerden düşülmeli ve kalan miktarının yarısına aynı yasanın 236 maddesi gereğince davacının talebi de dikkate alınarak katılma alacağı olarak karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru değildir…”  (YARGITAY 8. H.D. 07 11/2013 T 20134822 E., 2013/16061 K. )

Denkleştirme yapılan malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde maddenin son cümlesine göre denkleştirme hakkaniyete göre yapılır.

YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİNDE HANGİ BORÇLAR DİKKATE ALINIR?

Yasal mal rejiminin tasfiyesinde tasfiye edilen edilmiş mallardır. Bu sebeple tasfiyede dikkate alınacak borçlar tasfiyeye giren edinilmiş malların aynına ilişkin borçlardır. TMK 231 düzenlenen artık değer tanımında artık değer eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olarak tanımlanmıştır.

Yasal mal rejiminin tasfiyesi davalarında eşlerin kişisel borçları dikkate alınmaz. Örneğin eşlerden birine ait kredi kartı borçları ya da edinilmiş malları kullanılmamışsa eşlerin kullandığı tüketici kredileri tasfiyede borç olarak dikkate alınmaz.

Ayrıca taşınmak üzerindeki İpoteğin kaynağının da edinilmiş malın aynına ilişkin olup olmadığı da dikkate alınmalıdır.

Tasfiye hesabında borçların dikkate alınabilmesi için soyut tanık beyanları dışında borcu gösterir belgelerin de mevcut olması gerekir. Ancak bu belgelerin muvazaadan arınmış olması dışında her zaman düzenlenebilecek nitelikte olmaması gerekir.

“…Davalının 65.899.74 TL borç aldığı soyut tanık beyanları dışında herhangi bir muvazaadan arınmış belge ile kanıtlanamamıştır. O halde davacının katılma alacağından davalının mal varlığına ilişkin kanıtlanamayan borçların düşümü suretiyle Davacı aleyhine eksik katılma alacağına hükmedilmesi doğru değildir….”                                                                                       (YARGITAY 8. H.D.  08.04.2015 T., 2013/24140 E., 2015/7954 K.)

EDİLMİŞ MALLARIN HANGİ TARİHTE BORÇLARI TASFİYE HESABINDA PASİF TARAFTA YER ALIR?

Tasfiyeye giren edinilmiş malların borçları olması halinde mal rejiminin sona erdiği andaki mevcut borçlar dikkate alınmalıdır. Mal rejimi sona erme tarihi, boşanma dava tarihidir.

ARTIK DEĞER NEDİR VE NASIL HESAPLANIR?

Edinilmiş mallara karılma rejiminin sona ermesine bağlı olarak, her bir eşin malvarlığının tasfiyesi sonucunda kalan net miktar “artık değer” dir.

TMK Madde 231 : Artık değer eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi, göz önüne alınmaz.

Eklenecek değerler TMK madde 229 gereği tasfiye eklenecek ödenilmiş mal değeri ve varsa kişisel mala giden edilmiş Mal karşılığı katkı değeridir. Çıkarılacak değerler ise edinilmiş malların borçları ile TMK madde 227 gereği diğer eşe ödenmesi gereken değer artış Payı miktarı ve varsa TMK madde 230/ F.3 gereği yapılacak denkleştirme sonunda edinilmiş mala giren kişisel Mal karşılığı katkı değeridir.

 Buna göre tasfiyenin aşamaları şu şekildedir;

-Edilmiş malların tespit edilmesi

-eklenecek değerlerin belirlenmesi

-denkleştirme hesabının yapılması

-borçların düşülmesi

Artık değer hesabı aşağıdaki şekilde formüle edilebilir.

AD= (AM+ED+D1 ) – (DAPB+D2+B)

AD= Artık değer

EM = Edinilmiş Mal

ED= Eklenilecek değerler ( TMK 229 gereği )

D1= Kişisel mala giren edinilmiş mal karşılığı ( Denkleştirme = TMK m.230 )

D2= edinilmiş mala giren kişisel mal karşılığı ( Denkleştirme = TMK m.230 )

DAPB= Diğer eşin değer artış payı alacağı (TMK 227 )

B= Edinilmiş malların borçları

Ancak burada doktrini ile uygulamanın ayrıldığı bir konu bulunmaktadır. Kanundaki düzenleme karşısında doktrinde artık değer hesabının Yukarıdaki şekilde yapılması gerektiği belirtilmekte ancak Yargıtay uygulamasında ise her bir edinilmiş mal için bu hesaplama ayrı ayrı yapılmaktadır.

 yani Yargıtay uygulaması ile her eşin artık değer hesabı sonucunda diğer işin toplam katılma alacağı belirlenmemekte adeta her bir mal varlığı açısından ayrı ayrı katılma alacağı hesabı yapılmaktadır. Yargıtay bütün tasfiye yapılmasını bozma nedenini yapmaktadır.

TMK Madde 231/2 fıkrası gereği edinilmiş mallara katılma rejiminde değer eksilmesi göz önüne alınmamaktadır. Zira yasal mal rejimi her eşi kendi mal varlığına yönelik hakkını verdiği için mal rejimi tasfiyesinde diğer eşin borçlarını üstlenme riski de bulunmamaktadır.

Yani bir işin pasifleri aktifinden fazla çıktığında diğer işin ortaya çıkan borçlarla ilgili bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Değer eksilmesin mal rejimi tasfiyesinde eklenen değerler ve denkleştirmeden kalan değer de dahil olmak üzere edinilmiş malların toplam değerinden edilmiş mallara ilişkin borçların çıkarılmasından elde edilen negatif bir değerdir.

“…Diğer yandan sonradan değerinde azalma olan otomobilin önceki değerinin esas alınması TMK 231/2 maddesine üçüncü kişiye satılan taşınmazın da devredildiği tarihteki değerinin hükme esas alınması aynı kanunun 235/2.  Maddesine uygun bulunmuştur…”                (YARGITAY 8.HD. 07.07.2009 T., 2009/2084 E., 2009/3684 K.)

Kanun gereğince değer eksilmesi göz önünde bulundurulmayacaktır. Hangi sebepten doğmuş olduğuna bakılmaksızın borçlardan her bir eş kişisel olarak sorumludur. (TMK madde 226)

Eşler tasfiye sonucunda bir eşin pasifinin fazla çıkması halinde eşlerin değer eksilmesine de katılacağı şeklinde bir anlaşma yapamazlar. Zira bu konudaki madde 231/F.2 emredici nitelikte bir düzenlemedir ve eşlere aksine sözleşme yapma olanağı tanımamıştır.

EŞLERİN ARTIK DEĞERDEKİ PAY ORANLARI DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Eşler mal rejimi sona ermeden önce yapacaklara bir mal rejimi sözleşmesi ile artık değere katılma oranını aralarında serbestçe belirleyebilirler kanundaki düzenleme şu şekildedir.

TMK madde 237; Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesi ile başka bir esas kabul edilebilir.

Bu tür anlaşmalar eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların ad soylarının saklı paylarını zedeleyemez.

Yapılan anlaşma ile ortak olmayan alt soyunu saklı payı zedenilir ise bu durumda TMK madde 560 ve devamı maddelerini kıyasen tenkis talep edilebilecektir.

TMK Madde 237/f.2’de sadece ortak olmayan alt soyun saklı payını korunacağından söz edilmiş olduğundan bu hükümler ortak olan alt soy yanında saklı paylı diğer mirasçılardan olan ana baba ve kardeşlerin saklı paylarını korumamaktadır.

Yargıtay uygulamasına göre eşler sadece yasal mal rejimini sona ermesinden sonra bu haklarından feragat edebilirler.

TMK madde 238 mahkemece evliliğini iptali ya da boşanma sebebiyle sona erdirilmesini veya mal ayrılığına geçirilmesine karar verilmesi halinde kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar ancak manda rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

Bu tür anlaşmalar en geç mallar rejimi sona erinceye kadar yapılabilir

DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI NEDİR?

Eşlerin, evlilik devam ettiği süre içinde birbirlerinin malına yapmış olduğu katkıları, mal rejiminin sona ermesinden sonra birbirlerinde değer artış payı adı altında talep etmesidir.

TMK MADDE 227: Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

            Böyle bir malın daha önce elden çıkarılması halinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

            Eşler yazılı anlaşma ile değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

Değer artış payından söz edebilmek için madde metninde de belirtildiği gibi öncelikle işin belirli bir malının edinilmesine mevcut malını iyileştirmesine ya da korunmasına yönelik katkılar söz konusu olmalıdır. Mal varlığının üçüncü kişi adına olması halinde ise eşinin edinilmiş banana katkı olmadığından değer artış payı alacağı olmayacaktır, bu durumda Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde 3 kişiye dava açılmalıdır.

“…davacı tarafından eşiyle birlikte 7000 tl’nin kayınvalidesi adına alınan yalığın bedeline kattıkları gerekçesiyle edinilmiş mal olarak davalı eşe karşı dava açmış ise de paranın doğrudan yazlık evi edinen kişiye verildiği ileri sürüldüğüne ve edinilmiş mal sayma olanağı bulunmadığına , BK’nun genel hükümleri çerçevesinde kayınvalidesine karşı dava açma imkanı bulunduğuna…”( YARGITAY 8. HD., 11.11.2013 T., 2013/1924 E. 2013/16250 K.)  

Benzer başka bir kararda Yargıtay taşınmazın mı davalarının annesi adına kayıtlı olmasına rağmen arsa üzerindeki binanın yasal mal rejimi içinde yapılmış olması nedeniyle davalının edinilmiş malı kabul etmiş ve değer artış payı alacağı hesabı yapılması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay taşınmazın üçüncü kişinin adına kayıtlı olması halinde bu mal varlığını davalarının mal varlığı olarak kabul ederek tasfiyeye tabi tutmuştur.

Şayet diğer eşya yapılan ödeme ya da katkı onun belirli bir mal varlığına karışmamışsa onun tarafından tüketilmişse ya da kişisel bir borcun ödenmesine ilişkin ise bu takdirde TMK madde 227 anlamında bir değer artış parayı payına konu olamaz. Bu halde ödemeyi yapan ya da mal varlığını diğer eşe veren taraf tasfiye başlangıcında TMK madde 226/F.1 gereği bu mallarını talep edebilir veya verdiği paranın faizi ile geri ödenmesini ister.

Yapılan tatlının türü para verilerek borç üstlenerek bir mal ya da mal varlığı devredilerek yapılabileceği gibi bir işin diğer işin işinde karşılıksız çalışması daha katkı olarak kabul edilmektedir.

Ancak çalışma ya da emek ile katkının aile hukuku ödevleri ve yükümlülüklerini aşan bir katkı olması gerekir. Örneğin diğer işin iş yeri açması için ailesinden kalan ya da düğünde takılan bir miktar parayı örneğin düğünde takılan 10 adet bileziğini vermesi ile iş yeri tadilatında kullanılan inşaat malzemelerini sağlayan, bu amaçla alınan banka kredi taksitlerini ödemeye üstlenen eşi bu davranışlarını katkı olarak değerlendirebiliriz.

Nihayet katkı yapan işin bağışlamak kastı bulunmamalıdır. Zira bağışlama amacı ile yapılan bir kazandırma söz konusu olduğunda mülkiyetin nakli geçerli bir kazandırma sebebine dayandığından verilen şey geri alınamaz.

Kanundan Doğan bu olacak Hakkı emredici bir kural olarak düzenlenmemiştir maddenin son filtresinde işlere aksine anlaşma yapabilme olanağı tanınmıştır.

Yargıtay davacının kişisel malı olan bir taşınmazın satış bedeli ile davalıya ait mal varlığına katkıda bulunduğu iddiası karşısında Yargıtay taşınmazın satış bedelinin başka bir yere harcandığının kanıtlanmaması halinde davalar konusu taşımızın alımında kullanıldığının kabulü gerektiğini belirtmiştir.

DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞINI TALEP ETMEK İÇİN MAL REJİMİ’NİN SONA ERMESİ GEREKİR Mİ?

TMK madde 227’nin düzenlenmesinden açıkça anlaşıldığı üzere değer artış payı alacağı tasfiye sırasında talep edilebilir bir hak olarak düzenlenmiştir. İlgili madde edinilmiş mallara katılma rejimi kuralları kapsamında olduğundan ancak bu rejimin tasfiyesinde talep edilebilir.

DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI NASIL HESAPLANIR?

Değer artış payı alacağı TMK madde 227’de belirtildiği gibi katkı yapılan malın tasfiye anındaki değeri üzerinden oranlanarak parasal olarak talep edilmektedir.

Yine TMK 227. maddenin ilk fıkrasına göre katkı yapılan malda tasfiye esnasında bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Bu nedenle şayet tasfiye anında katkı yapılan malın değeri düşmüş ise bu takdirde başlangıçta yapılan katkının miktarı aynen istenir.

Katkı yapılan mal tasfiye anında mevcut olması halinde değer artış payı hesabı yukarıdakilere göre hesaplanacaktır.  Buna karşılık katkı yapılan mal tasfiye anında kadar elden çıkarılmışsa bu durumda TMK madde 227/F.2 gereği böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hâkim diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Bir karşılık alınarak elden çıkarıldığı hallerde herhalde elde edilen değere göre bir oranlama yapılması gerekir. Karşılıksız olarak elden çıkarma halinde ise katkının başlangıçtaki değeri Değer artış payı olarak verilmelidir.

Kötü niyetli devirlerde de karşılıklı olup olmadığına bakılmaksızın mal varlığı aynen mevcutmuş gibi tasfiye anındaki sürüm değeri üzerinden ya da TMK madde 229/b.2 kıyasen uygulanarak devir anındaki sürüm değeri üzerinden değer artış payı alacağına karar verilebilir.

Aynı mala değişik zamanlarda birden çok katkı yapılması halinde her katkının yapıldığı andaki malın değerine göre ayrı ayrı katkı payı oranı ve miktarı bulunmalıdır.

Katkının irat şeklinde olması halinde ise örneğin diğer eşin aldığı taşınmazın kredi taksitlerinin belirli bir süre ödenmesi halinde değer artış bir hesabının nasıl yapılacağı ise doktrinde tartışmalıdır.

DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞININ KATILMA ALACAĞINA ETKİSİ NEDİR?

Değer artış Payı alacağını katılma alacağından ayrı bir alacak olup dava dilekçesinde ayrı bir alacak olarak talep edilmelidir.

Ancak katılma alacağından ayrı bir alacak olan değer artış payı alacağı katkı yapan ve katkı yapılan mal varlığının türüne göre bazı durumlarda tasfiye hesabında katılma alacağı miktarını etkilemektedir.

  1. Eşin kişisel malından diğer eşim kişisel malına katkı yapılmışsa

Edilmiş mallara katılma rejimi içinde bir eş kişisel malından diğer eşim kişisel malını bir katkıda bulunmuş ise bu takdirde yine değer artış payı alacağı hesabı yapılır.  Bulunacak olan alacak miktarı katkı yapılan eşim kişisel borcudur.

Aynı şekilde katkıda bulunan eş açısından da değer artış payı alacağı takviye esnasında onun edilmemiş mallarını değer olarak eklenmez.  Zira bu alacak kişisel malına ilişkin bir mal varlığı değeridir.

  •  Eşin kişisel malından diğer eşin edinilmiş malına katkı yapılmışsa

Bu durumda mal rejimi tasfiyesi içinde talep edilebilecek olan bu alacak hakkı malına katkı yapılan borcu olarak bu eşin artık değer hesabında pasif tarafta yer alır. Böylece değer artış payı alacağı tasfiyeye ve artık değer hesabına katılmış olur.

Yargıtay bütün tasfiye yerine her bir mal varlığını ayrı ayrı tasfiyeye tabi tuttuğundan bu durumda kişisel maldan edinilmiş mala katılma nedeniyle doğan değer artış Payı alacağı sadece katkı yapılan edilmiş malın borcu olarak dikkate alınacaktır.

  • Eşin edilmiş malından diğer eşin kişisel malına katkı yapılmışsa

Bu durumda değer artış Payı alacağı katkıda bulunan işin artık değer hesabında edinilmiş malları eklenerek aktif tarafta yer alır.  Böylece diğer artış payı alacağı tasfiyeye ve artık değer hesabına katılmış olur.

  • işin edinilmiş malından diğer eşinin edinilmiş malına katkı yapılmışsa

Bu ihtimalde değer artış Bey hesabı yapılması gerekmez zira her durumda eşlerin karşılıklı mallarının tasviyesinde 1/2 oranında katılma alacağı hakları bulunmaktadır.

DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI İLE SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Yasal mal rejimi içinde eşlerin birbirlerinin mallarına yapmış oldukları katkıları mal rejiminin sona ermesinden sonra birbirlerinden talep etmeleri halinde talep edilen bu alacak değer artış Payı alacağıdır.

Bir işin diğerinin belirli bir mal varlığını katkı yapmaksızın bir kazandırmada bulunmuş olması halinde ise mal varlığına yapılan katkı olmadığı için bu kazandırmanın iadesi genel hükümleri göre olacaktır.

Eşlerden biri ziynetleri ile diğer eşin edilmiş malına katkı yaptığı halde açmış olduğu davada Zeynep alacağı iadesi ve katılma alacağı talep etmişse hakim tarafların talepleri ile bağlı olduğundan değerli artış payı alacağına hükmedemeyecektir.

Bu durumda mahkemece katılma alacağı hesabı nasıl yapılacaktır. Yargıtay uygulamasında diğer artış beyi alacağım miktarı değil ziynetlerim bedeli edinilmiş maldan düşünerek kalanının yarısı katılma alacağı olarak belirlenmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi ziynet eşyalarının bedeli ayrı bir alacak olarak talep edilip hüküm altına alınmışsa artık bir daha bu ziynet eşyalarının bedeliyle katkı yapıldığı gerekçesiyle değer artış payı hesabı yapılmamalı önceden hüküm altına alınan ziynet eşyalarının bedeli katkı yapılan edilmiş malın güncel değerinden düşülerek hesaplama yapılmalıdır.

KATILMA ALACAĞI YERİNE DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI TALEP EDİLMİŞ OLMASI HALİNDE TALEP NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Yargıtay bazı kararlarında taleple bağlılık etkisi gereğince açılan davada dava konusu edilmiş mal olsa dahi davacının talebinin sadece katkısından kaynaklı değer artış payı alacağı olması halinde mahkemece davacı lehine katılma alacağını hükmedilemeyeceği yönünde değerlendirme yapmıştır.

Lakin Yargıtay bazı kararlarında ise her ne kadar davacı taraf katkısına dayalı bir alacak talep etmiş olsa da iddianın ileri sürülüş şekline göre daha var kadınlar alacağı talebinin de içermekte ise bu durumda katılma alacağı hesabı yapılmalıdır şeklinde değerlendirme yapmıştır.

DENKLEŞTİRME VE DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

TMK madde 227’de düzenlenmiş olan değer artış payı alacağı bir işin mal varlığından diğer eşin mal varlığını bir değer kaymasını ifade eder.

TMK madde 230’da düzenlenen denkleştirme ise bir işin kendi mal varlığı grupları arasındaki değer kaymasıdır.

 Örneğin eşlerden Ayşe kişisel malı olan bileziklerini bozdurup bileziklerin bedellerini kendi birikimlerinin üzerine ekleyerek kendi adına bir taşınmaz satın almışsa bu durumda tasfiye de Ayşe lehine denkleştirme hesabı yapılmalıdır.

Değer artış payı alacağı takviyede ortaya çıkan bir alacaktır, ancak tasfiye neticesinde doğan katılma alacağından ayrı bir alacaktır. Denkleştirme ise bir alacak olmayıp tasfiyede hakkaniyete uygun sonuçta olması için yapılan bir hesaplama yöntemidir.

Değer artış Payı alacağını düzenleyen TMK madde 227’ye gereğince katkı yapılan malda tasfiye esnasında bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Renk değiştirmede ise böyle bir düzenleme bulunmadığından değer kaybı dikkate alınarak hesaplama yapılır.

227. maddede katkı yapılan mal diğer yaşa aittir ve değer kaybetmesi halinde dahi katkı yapan eşe katkının başlangıç değerini vermekle yükümlü tutulmuştur.

Buna karşılık 230 madde gereği yapılan renk değiştirmede diğer işin mal varlığına değil kendi mal varlıkları arasında katkı söz konusudur. Bu nedenle değer azalması halinde kendi zararlarını kendisi katlanır.

PAYLI MÜLKİYETTE TABİ MAL VARLIKLARI VE EŞLERİN BİRBİRLERİNİN PAYINA KATKI İDDİALARI TASFİYEDE NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Eşlerin paylığı mülkiyetindeki mal varlıklarında birbirlerinin payına kişisel malı ile katkı iddialarından kaynaklı alacak taleplerine ilişkin Yargıtay uygulamasında değişiklik olmuştur.

Yargıtayın ilk uygulamaları eşler arasında paylı mülkiyete tabi bir mal varlığının bulunması halinde taraflardan birinin alında az veya çok katkısı bulunsa dahi tarafların serbest iradeleri ile yarı yarıya payla olarak taşındı adlarına tescil ettirmiş olmaları halinde artık birbirlerinden önceki katkı iddiası ele alacak isteme imkanları bulunmadığı yönünde olmuştur. Yani bu halde eşlerinin aralarında fiili tasfiyeyi kabul ettikleri varsayılmıştır.

Ancak Yargıtay daha sonraki uygulamalarında eşler arasında paylı mülkiyete konu mal varlığını alım sırasında eşlerden birinin diğer işin payına yaptığı katkıyı diğer artış payı alacağı olarak değerlendirmeye başlamıştır. Bu değerlendirme kanaatimizce de doğrudur.

Eşlerin paylı mülkiyetindeki mal varlığında eşlerden birinin diğerinin payına kişisel malı ile katkı yapması halinde bu durumda katılma alacağı hesabı da yapılması gerekir.

Eşler adına yarı yarıya kayıtlı mal varlıklarında kişisel katkı varsa öncelikle katkı yapan eşin katkı miktarının kendi payının alım değerinden fazla olup olmadığına bakılması gerekir. Katkı yapan işin katkısı kendi payının değerinden düşükse değer artış payı alacağı doğmayacaktır.

Eşlerin paylı mülkiyetindeki mal varlıklarında bir eşin değerinin payının tamamının kendisi tarafından ödendiğini iddia etmesi halinde ise bağışlama olup olmadığına bakılması gerekmektedir.

AİLE KONUTUNA İLİŞKİN PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASINDA TMK M.240 VEYA TMK M. 226/2 UYARINCA AÇILMIŞ DAVALAR BEKLETİCİ MESELE YAPILIR MI?

Eşlerin paylı mülkiyeti konusunda taraflar TMK 240 ve TMK 226/2 de bulunan haklarında birini kullanabilir. Sağ kalan eş TMK 226/2 deki hakkını kullanırsa artık TMK 240 a dayana hakkını kullanamaz.

Bu kanun maddesi eşlerin eşya hukuku kapsamında bulunan ortaklığın giderilmesi davası açma hakkını engellemez.

Sağ kalan eş eşya hukukuna dayana haklarını kullanırsa artık TMK 240 a dayanamaz.

Sağ kalan eş açılan mal rejiminin tasfiyesi davasında TMK 240 a dayanarak talepte bulunmuşsa diğer mirasçıların açtığı ortaklığın giderilmesi davası, mal rejiminin tasfiyesi davasını bekletici mesele yapmalıdır.

BANKA KREDİSİ İLE ALINMIŞ VE YASAL MAL REJİMİ SONA ERDİĞİNDE ÖDEMELERİ DEVAM EDEN MALVARLIKLARININ TASFİYESİ NASIL YAPILIR?

Banka kredisi ile alınan mal varlıklarında, yasal mal rejimi içinde ödenen toplam ödemeye oranlanır. Çıkan oran malvarlığının tasfiye tarihindeki değeri ile çarpılır ve neticesinde elde edilen miktar yargıtay tarafından artık değer olarak kabul edilir ve bu değerin yarısı diğer eşin katılma alacağı olmaktadır. Yani bir nevi denkleştirme hesabı yapılır.

Mahkemece yapılması gereken iş kredi ile alınan dava konusu araçla ilgili toplam kredi ödemesinin 36 ay vade olduğu bu taksit ödemelerinden 22 adedinin edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken ödendiği bu durumda artık değer miktarının 22/36 orana isabet ettiği, davacının katılma alacağı oranının ise 14/36 olarak dikkate alınması gerektiği bu oran ile mahkemece aracın usulüne uygun şekilde belirlenen 12.400 TL değerinin çarpılması neticesinde çıkacak miktarın davacının katılma alacağı olduğu gözetilerek bu miktar yönünden davacının katılma alacağı talebinin kabulüne karar vermek olmalıdır. (Yargıtay 8 HD 24.04.2012 T., 2011/6785 E., 2012 3210 K.)

Bu hesaplamalar aylık taksitlerin ödeme miktarlarının eşit olması durumunda uygulanır aylık taksitlerin ödeme miktarlarının farklı olması halinde ise taksit sayısına göre oranlama doğru sonucu ulaştırmaz.

Bu durumda yine aynı hesaplama yöntemi ile boşanma dava tarihinde mevcut olan borç miktarının toplam kredi borcuna oranı bulunur. Bu oran taşınmazın mal rejiminin sona erdiği tarihteki kredi borç oranıdır. Bu oranın taşınmazın toplam satın alma bedeli içindeki oranı bulunup bu kısmı kişisel mal olarak değerlendirilip kalan oran ve taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri üzerinden katılma alacağı hesabı yapılır.

Kredi borçlusu eş boşanma dava tarihinden sonra kredi borcunu erken kapatırsa Yargıtay hesaplamada kişisel maldan yapılan bu ödemelerin de dikkate alınması gerektiğini belirtir.

Kredi ile alınan mal varlığının maliki ile kredi borcu borçlusunun ayrı eşler olması halinde farklı bir durum söz konusu olur.

Yargıtay, ödemelerin tümünün tamamlanmamış olması halinde kredi borçlusu eşin yaptığı ödemelerinin mal rejiminin tasfiyesi kapsamında istenme imkanı olmadığından ancak 698 sayılı borçlar kanunu hükümleri gereğince sebepsiz zenginleşmeden hareketle malik eş aleyhine Asliye Hukuk mahkemelerinde açılacak dava ile hakkını isteyebilir

“…Bu yüzden Mahkemenin boşanma dava tarihi sonrasına isabet eden ödemelerle ilgili Alper vekilinin talebi hakkında da yukarıdaki açıklamalara göre bir karar vermesi gerekirken yalnızca evlilik birliği içine isabet eden dönemle ilgili hüküm kurması da doğru olmamıştır…”

(Yargıtay 8 HD 03.11.2015 T. 201579219 E. 2015 /19587 K. )

BANKA KREDİSİ İLE ALINMIŞ OLUP, EŞLER ADINA TAPUDA YARI YARIYA TESCİL EDİLMİŞ OLAN EDİNİLMİŞ MALIN TASFİYESİ NASIL YAPILIR?

Genellikle boşanma dava tarihinden sonra kredi ödemelerini yapan eş lehine denkleştirme hesabı yapılır ve boşanma dava tarihinden sonraki ödemeler için alacak miktarı belirlenir.

Oysa ki eşler arasındaki mal rejimi boşanma dava tarihinde sona erdiğinden bu tarihten sonraki ödemelere devam eden eşin talebi mal rejimi kapsamında değerlendirilmemelidir. Bu eşin talebi Borçlar Kanunu kapsamında sebepsiz zenginleşme ya da vekaletsiz iş görmeye dayanarak talep edilmelidir.

Yargıtay da yeni tarihli bir kararının kararında yukarıdaki belirttiğimiz görüşe uygun olarak mal rejimine sona ermesinden sonra yapılan ödemeleri genel alacak olarak değerlendirmiştir.

“…Mahkemece 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüme yönelik görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar kurulması usu ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…”

(Yargıtay 8 HD 04.04.2017 K. 2015/13624 E. 2017/4983 K.)

EŞLERDEN BİRİNİN ADINA KAYITLI MAL VARLIĞININ BEDELİNİN TAMAMININ DİĞER EŞ TARAFINDAN ÖDENDİĞİ İDDİASI NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Hukukumuzda eşlerinin birbirlerine yaptıkları karşılıksız kazandırmaların bağış olmadığı karinedir

Bu nedenle bağışlama amacının eşler arasında açık olması gerekir. Aksini iddia eden taraf açık bir bağış bulunduğunu ispat etmelidir. Açık bağış iradesi olmaması halinde katkı payı  alacağı ,değer artış payı alacağı ve katılma alacağı hesabı yapılması gerektiği yönünde kararlar verilmektedir.

Bu kapsamda eşler arasında bağışlama amacının açık olup olmadığına ilişkin kanaat somut olaya göre değerlendirilmektedir.

EŞLERİN BİRBİRLERİNE DEVRETTİKLERİ MAL VARLIKLARINDAN KATKI PAYI VEYA KATILMA ALACAĞI DOĞAR MI?

Yargıtay diğer eşten devir dahi olsa karine gereği bu mal varlığını edinilmiş mal olarak kabul etmektedir.

Ancak somut olay özelinde devir ile alakalı bağış olayını çağrıştıran ifade veya beyanlar bulunursa bu devir gizli bağış olarak kabul edilir. Gizli bağış olarak kabul edildiği durumlarda bu mal varlığını devir alan eşin kişisel malı olduğundan devreden eşin katılma alacağı doğmayacaktır.

Bu itibarla eldeki davada dava dilekçesindeki beyanların bağış iradesini gösteren nitelik taşımadığı esasen beraberlikten doğan dayanışma ile ve karşılıklı güvene dayanarak taşınmazın davalı eş adına tescil edildiği anlaşılmakla talep uyarınca iddia ve savunma çerçevesinde mal rejiminin tasfiyesi hakkında karar verilmesi gerekir.

( Yargıtay 8 HD 17.01.2017 T. 2015/8956 E. 2017/ 353 K. )

Bir Eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edilmiş Mal kabul edilir. (TMK 222 /1-3. Fıkra). Kooperatif üyelik Hakkı davacının kişisel malı iken, evlilik sırasında davalı eşine satılmış ve davalı eşte edinilmiş malla söz konusu üyelik hakkını devraldığından edinilmiş mal olarak kabulü gerekmektedir.  

( Yargıtay 8 HD 14.03.2013 T. 2012/7064 E.  2013/3553 K. ) 

-Eşler arası  devirde mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılması halinde  bedelsiz yapılan bu devrin gizli bağış niteliğinde olduğu belirtilir.

“…Hibe edilen taşınmaz ile ilgili olarak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğinde bulunamayacağına göre davacı vekilinin.. parsel sayılı taşınmaz üzerindeki … nolu dubleks yazlık eve ilişkin temyiz itirazlarının reddine…”

( Yargıtay 8. HD 29.01.2015 T. 2014/27019 E. 2015/1778 K)

-Eşler arası devirde bir eşin bu devrin bağış olduğunu iddia ederek devredilen mal varlığı hakkında rücu talebinde bulunursa bu talebini genel mahkemeler vasıtasıyla iletmelidir.

“… temyize konu davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olması icap eder. Mahkemece bu payla ilgili görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeyle Aile Mahkemelerinde yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması da doğru değildir.

(Yargıtay 8. HD 08.10.2013 T. 2013/8608 E. 2013/11459 K. )

YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA DAVACININ, DAVALININ YÜM MALVARLIĞININ DEĞİL SADECE BAZI MALVARLIKLARININ TASFİYEYE GİRMESİNİN TALEP ETMESİ HALİNDE DAVACININ TALEBİ NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Yargıtay 8. HD dava konusu yapılan edinilmiş malların bir bütün olarak tasfiye edilmesi yönteminin yerine tek tek tasfiye edilmesi yöntemini benimsemiştir. Bu sebeple sadece bazı mal varlıkları ile ilgili talepte bulunulması halinde bu mal varlıkları açısından katılma alacağı hesabı yapılmasını kabul etmektedir.

Davacı eşin, davalının bazı mal varlıkları yönünden talepte bulunup dava açtıktan sonra diğer mal varlıkları ile ilgili olarak ayrı bir dava açması halinde de dava konuları farklı olduğundan birbirleri açısından derdestlik oluşturmazlar.

“…Öyleyse mahkemece davanın kaldığı yerden devamı ile talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken derdestlik gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş bozmayı gerektirmiştir…”  (Yargıtay 8 HD 24.01.2017 T. 2015/11504 E.  2017/689 K.)

YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA DAVANIN KARŞI DAVASININ BULUNMAMASINA RAĞMEN ÇİFT TARAFLI TASFİYE YAPILABİLİR Mİ?

Yargıtay önceki uygulamalarında çift taraflı tasfiye yapılabilmesi için davalının da karşı davası ya da usulüne uygun açılmış bir davası aranmaktayken doktrindeki görüşlere uygun olarak görüş değişikliğine gitmiştir.  

Yani eşlerden birinin açtığı mal rejiminin tasfiyesi davasında, davalı durumundaki diğer eşin takas, mahsup talebinde bulunması halinde tam(külli) tasfiyenin dikkate alınması gerektiği kararlaştırılmıştır. Bu şekilde bir talep olmadan mahkemece kendiliğinden takas ve mahsup işlemi yapılamaz.

Fakat külli tasfiyenin söz konusu olduğu durumlarda takas ve mahsubun mahkemece değerlendirilmesi ve bu konudaki görüşünün ortaya konulması zorunludur. (TMK madde 236/1 son cümle) .  TMK madde 236 /1 son cümlesine göre takas defi emir niteliğinde olup istekle bağlılık ilkesi ile harçsız dava açılamaz kuralına takılmadan isteğin (takas definin) değerlendirilmesi görüşü Dairece benimsenmiştir

(Yargıtay 8. HD 14.01.2014 T. 2013/18697 E. 2014/151 K.)

DAVACININ AÇMIŞ OLDUĞU DAVADA KATILMA ALACAĞININ TALEP ETTİĞİ RAKAMDAN FAZLA ÇIKMASI HALİNDE BU KONUDA AYRI BİR DAVA AÇILABİLİR Mİ?

Bu davalar belirsiz alacak olarak değil kısmi dava olarak açılması ve alacak miktarının kısmi olarak talep edilenden fazla çıkması halinde davacı tarafça ıslah edilebileceği gibi diğer kısım için zaman aşımı süresi içerisinde ayrı bir davada açılabilir.

HMK Madde 109 kısmi davayı düzenler ve madde metninden de anlaşıldığı üzere dava açarken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmemişse geri kalan kısım için yeniden dava açılabilecektir.

ANLAŞMALI BOŞANMADA EŞLER MAL REJİMİNİN TASFİYESİ KONUSUNDA DA ANLAŞMAK ZORUNDA MIDIR?

TMK m. 166/3 gereğince boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıklandığında kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeye uygun bulması şarttır.

Boşanmanın mali sonuçları ifadesinden boşanmanın ferisi niteliğinde kabul edilen konular bahsedilmektedir.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin konular ise boşanmanın ferisini niteliğinde değildir.

Tabii ki de anlaşmalı boşanma protokolü boşanmanın ferileri dışında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hükümleri de içerebilir. Fakat bu konularda anlaşmak ve bu konuları protokole geçirmek zorunluluk teşkil etmez.

SAKARYA AVUKAT BETÜL URUK I AİLE HUKUKU § BOŞANMA AVUKATI