YASAL MAL REJİMİ NE ZAMAN BAŞLAR?
4721 sayılı TMK 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve bu kanunda yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma rejimi“ kabul edilmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra evlenenler için ise yasal mal rejiminin başlangıç tarihi tarafların evlilik tarihidir.
01.01.2002 tarihinden önce evlenmiş olanlar, başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu eşlerin mallarının tasfiyesinde iki ayrı mal rejimi söz konusu olacaktır. Evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar eşlerin daha önce tabi olduğu mal rejimi, 01.01.2002 tarihinden itibaren ise yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olacaktır. Eski medeni kanunumuz olan 743 sayılı TMK da ise yasal mal rejimi mal ayrılığı rejimidir.
YASAL MAL REJİMİ NE ZAMAN SONA ERER?
TMK MADDE 225: Mal rejimi eşlerden birini ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin boşanma veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
Eşlerden birinin ölümü halinde ölüm tarihinde yasal mal rejimi sona erer. Mal rejimine ilişkin taleplerin de olduğu boşanma davasının devamı sırasında eşlerden birinin ölmesi halinde, sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesini istemesinde hukuki yararı bulunduğundan mahkemece uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmelidir. Ancak ölen eşin küçük mirasçısı olması halinde TMK m. 426/2 ve 345/1 gereğince küçüğe yasal temsilci atanır.(Yargıtay 8 HD. 15.09.2009 T.2009/1342E, 2009/4188 K.)
Ölüm karinesi halinde (TMK m.31 ve m.44), ölüm tehlikesi tarihi mal rejiminin ve evliliğin sona erdiği tarih olarak kabul edilir. Eşlerin başka bir mal rejimi sözleşmesi yapması halinde, yeni yapılan sözleşme tarihinde yasal mal rejimi sona erer. Mahkemece evliliğin iptaline veya boşanmaya karar verilmesi halinde bu davaların açıldığı tarihte yasal mal rejimi sona erer.
Mahkemece ayrılık kararı verilmesi halinde, mahkemece ayrılık kararı verilse dahi evlilik birliği devam eder ancak TMK m.206 şartları mevcut olması durumunda yasal mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesi için talepte bulunabilir. TMK m. 206: “Mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi halinde bu davanın açıldığı tarihte yasal mal rejimi sona erecektir.”
Eşin gaipliğine karar verilmesi halinde, İsviçre’deki düzenlemeden farklı olarak bizim hukukumuzda gaiplik kararı dışında TMK m.131 gereği evliliğin feshi için dava açmak gerekir. Dava açılmamış ise yasal mal rejiminin sona erip ermeyeceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Ağırlıklı görüş gaiplik kararıyla yasal mal rejiminin sona ereceği yönündedir.
YASAL MAL REJİMİNİN BAŞLANGICINDAN ÖNCE VEYA SONA ERMESİNDEN SONRA EDİNİLEN MALLARLA İLGİLİ OLARAK İLERİ SÜRÜLEN TALEPLER NASIL DEĞERLENDİRİLİR?
Evlilik öncesi edinilen mallar ya da evlilik olmaksızın edinilen mallar yasal mal rejimi içinde değerlendirilmez.
Evlilik tarihi öncesinde satın alınan taşınmazın alım bedelinin kendisi tarafından temin edilerek ödendiği halde davalı adına tapuda tescil edilmesi nedeniyle sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak iddiası niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.(Yargıtay 8 HD. 12.02.2013 T. 2012/11373 E. 2013/1351 K.)
Bir mal varlığının bedelinin bir kısmı evlilikten önce ödenmişse, bu dönemdeki ödemeler ortak gelirle karşılanmış olsa dahi bu tür davalara genel hükümlere göre genel mahkemelerde, evlilik içinde yapılan ödemeler ile ilgili taleplere ise aile mahkemelerinde bakılır.
Ancak Yargıtay’ın bazı kararlarında evlilik tarihinden önce doğan alacaklar ile mal rejiminden doğan alacaklar birlikte değerlendirildiğinde evlilik öncesi alacaklar hakkında sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre aile mahkemesince verilen kararların onandığı da görülmektedir.
Mal rejimi sona erdikten sonra edinilen mallar, evlilik öncesinde edinilen mallar gibi mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra edinilen mallar da tasfiye hesabında dikkate alınmaz.
Mal rejiminin sona ermesinden sonra edinilen mallarla ilgili olarak eşlerden birinin talebi bulunması halinde, bu alacak genel alacak olup bu davalara genel mahkemelerde bakılır.
Uygulamada kredi ile alınan taşınmazların kredi borcunun diğer eş tarafından boşanma dava tarihinden sonra ödenmesi çok fazla görülmektedir. Boşanma dava tarihinden sonra yapılan bu ödemeler ile ilgili talepler de genel mahkemelerde açılacak alacak davasında istenmelidir. (Yargıtay 8 HD. 15.05.2014 T., 2013/11995 E., 2014/9746 K.)
EVLİLİK DEVAM EDERKEN BİR EŞ DİĞER EŞİN MALVARLIĞI İLE İLGİLİ OLARAK NELERİ TALEP EDEBİLİR?
Aile konutu (TMK m.194 ): Evliliğin genel hükümleri içinde yer alan bu madde kapsamında aile konutu diğer eşin rızası alınmadan tasarruf işlemine konu olması halinde yapılan işlem kesin hükümsüz sayılır. Rızası alınmayan eş mahkemeden yapılan işlemin geçersizliğinin tespiti ile taşınmazın tapu kaydının iptali ve devreden eşin adına tescil veya sınırlı ayni hak (ipotek, üst hakkı, intifa, oturma vb.) tesisinin kaldırmasını talep edebilir.
Eşin tasarruf yetkisinin sınırlandırılması (TMK m. 199) : Bu madde kapsamında bir eşin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini diğer eşin rızasına bağlama niteliğinde bir tedbir getirmiştir. Maddenin uygulanabilmesi için bir boşanma veya ayrılık davası açılması gerekmez. Evlilik devam ederken herhangi bir zamanda da bu tedbirler istenebilir. Ancak uygulamada genellikle boşanma davası ile birlikte bu tedbirlere başvurulmaktadır. (Örn: Eşin bankadaki mevduatı üzerinde eşinin rızası olmadan tasarrufta bulunulamayacağına ilişkin yazı yazması, trafik kaydına buna yönelik bir kaydın koyulması, eşin sigorta alacağına tedbir konulması, talimat yazılması vs. )
Uygulamada yeni HMK kapsamında açılmış olan bir boşanma davasında davalı eşin malvarlığına tedbir konulamadığından, malvarlıklarının devredilmesini önlemek için kanaatimizce bu maddeden yararlanarak eşin tasarruf yetkisinin sınırlandırılması talep edilebilir.
Mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesi (TMK m. 206): Mevcut mal rejiminin devamının eşlerden birinin beklenen hakkına zarar vermesi halinde bu eşe TMK m. 206 ile mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesini talep etme hakkı verilmiştir.
Envanter (TMK m. 216): Eşlerden her biri diğerinden her zaman mallarının envarnterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir.
Paylı mülkiyet konusu malda eşin rızası olmadan yapılan tasarruf (TMK m. 223/2 ): Aksine anlaşma olmadıkça eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.
YASAL MAL REJİMİNİN TEK TARAFLI TALEP İLE DEĞİŞTİRİLMESİ MÜMKÜN MÜ?
Eşler tabi oldukları yasal mal rejiminden kural olarak tek taraflı bir işlem ile dönemezler. İstisna sayılabilecek TMK m. 206 ile mevcut mal rejiminin devamının eşlerden birinin beklenen hakkına zarar vermesi halinde bu eşe , bu madde kapsamında mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesini talep etme hakkı verilmiştir. Söz konusu maddeden yararlanabilmek için haklı bir sebebin varlığı aranmaktadır.
TMK 206. Maddesi kapsamında haklı sebepler; diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması, diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması.. gibi sebepleri kanunda sınırlı şekilde sayılmıştır.
Haklı bir sebebin var olup olmadığı her somut olayda hakim tarafında takdir edilebilecektir. Yargıtay kararlarında da her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmaktadır. (Yargıtay 8 HD. 14.07.2009 T. , 2009/2363 e., 2009/3909 K.)
! Yargıtay eşlerin fiilen ayrı yaşamlarını tek başına mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi için yeterli saymamıştır.
TMK m. 206 gereği eşlerden birinin (yada yasal temsilcisinin) talebi sonucu haklı sebeplerin varlığı kanıtlanınca mahkeme eşler arasındaki mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilecektir. Kararın kesinleşmesi ile birlikte eşler arasındaki mevcut mal rejimi dava tarihinden itibaren kendiliğinden sona ermiş ve eşler mal ayrılığına geçmiş sayılırlar.
! Eşler arasındaki boşanma davasının devamı sırasında açılacak bir davada tasfiyenin reddedilmesi halinde mal ayrılığına talebi terditli olarak ileri sürülebilir.
! Mal ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verilebilir.
EŞLERDEN BİRİ TARAFINDAN TEK TARAFLI OLARAK YASAL MAL REJİMİNİN MAL AYRILIĞINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ TALEP EDİLMESİ HALİNDE YETKİLİ MAHKEME VE HARÇ MİKTARI NEDİR?
Söz konusu davada yetkili mahkemeyi TMK m. 207 düzenlemiştir. Yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesidir. TMK m. 207 gereği görevli mahkeme aile mahkemesidir.
HANGİ DURUMLARDA YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ TALEP EDİLEBİLİR?
Yasal mal rejiminin tasfiyesi için eşler arasındaki mal rejiminin kanunda yazılı sebeplerden biri ile sona ermiş olması gerekir. Eşler arasında açılmış bir boşanma ya da mal ayrılığına geçiş davası bulunması halinde, mal rejiminin tasfiyesi davasında bu davaların kesinleşmesi bekletici mesele yapılmalı ve çıkacak sonuca göre davaya devam edilmelidir.
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ BOŞANMA DAVASI İLE BİRLİKTE Mİ, AYRI BİR DAVA İLE Mİ TALEP EDİLMELİDİR?
Kural olarak yasal mal rejiminin tasfiyesi davalarının boşanma davalarında ayrı açılması gerekmektedir. Ancak uygulamada birlikte açıldığı ve boşanma dava dilekçesi içinde mal rejimine ilişkin taleplerin de yer aldığı görülmektedir. Uygulamada boşanma davası ile birlikte boşanma dilekçesi içinde yer alan katılma alacağı talepleri , boşanma davasından ayrılarak nisbi harca tabi bir alacak davası olarak davaya devam edilmektedir. Ancak hüküm verilmez boşanmanın kesinleşmesi beklenir.
Uygulamada tefrik edilen mal rejimi davasında tefrik kararından sonra karşılıklı dilekçeler ve delillerin toplanması aşamaları tamamlanmakta, dava konusu malvarlıklarının değer tespiti aşamasında bekletici mesele kararı verilmektedir.
Yargıtay da tefrikten sonra taraflara iddia ve savunmalarını kanıtlayacak süre ve imkan tanınmamasını savunma hakkının kısıtlanması sebebiyle bozma nedeni yapmaktadır.
EŞLER BİRBİRLERİNE KARŞI AYRI AYRI MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASI AÇARSA?
Her iki eşin taleplerinin aynı davada görülmesi ve davalar ayrı ayrı açılmış olsa dahi HMK 166/1 maddesine göre, açılan ikinci davanın görüldüğü mahkeme tarafından ilk açılan dava dosyasında birleştirilmeye karar verilmektedir. Yargıtay uygulaması da bu şekildedir.
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA TALEP EDİLEBİLECEK ALACAKLAR NELERDİR?
Eşler arasında açılacak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bir davada aşağıdaki taleplerde bulunulabilir;
-Nakdi Alacaklar (Katılma alacağı, Değer artış payı)
-Ayni Alacaklar (Paylı mülkiyette üstün yarara dayalı talepler, Ölüm halinde aile konutu ile ilgili talepler, Tarımsal işletmelerin özgülenmesi talepleri)
-Diğer eşte kalan malvarlığının iadesi talepleri
-Mal ayrılığı rejiminden kaynaklı talepler
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA TALEP EDİLEMEYECEK ALACAKLAR NELERDİR?
Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olmayıp Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine dayanan alacak taleplerinin aile mahkemesinin görev alanında değildir. Aile hukukundan kaynaklanmayan mal varlığına ilişkin davalara bakma görevi genel mahkemelere aittir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında dikkate alınacağından mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya görevli mahkemeye gönderilebilir.
Ancak bazı Yargıtay kararlarında genel alacak kapsamındaki taleplerin tasfiyesi istenen diğer malvarlığı ile sıkı ilişki arz etmesi, taleplerin bitlikte incelenmesinin usul ekonomisine de uygun bulunması karşısında genel alacakla ilgili talebin aile mahkemesinde görülmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay 8 HD., 10.06.2015 t., 2014/12820 E., 2015/12826 K. Sayılı kararında davalının, davacının banka hesaplarından kendi banka hesaplarına havale yapması nedeni ile alacak talebinde bulunması yasal mal rejimi kapsamında görülmüş, karşı oyunda ise bu talebin TBK genel hükümlerine dayalı (haksız eylem, sebepsiz zenginleşme TBK 49. Vd.) bir alacak niteliği taşıdığından görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirtmiştir.
Yargıtay 8. HD. 06.06.2016, 2015/6862 E., 2016/9909 K. Sayılı kararında;…….. Tic. Ltd. Şti.’ ndeki %10 hissesinin davalı eşe verdiği vekaletname uyarınca davalı eş tarafından üçüncü kişi konumundaki müşterek çocuğa devredilmesinden kaynaklanan alacak isteği genel hükümlere/vekalet sözleşmesine (TBK m.502, Ebk M. 386 vd.) dayalı olup mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde değildir.
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDAKİ DAVA DİLEKÇESİNDE SONUÇ VE İSTEM NASIL OLMALIDIR?
Alacağın açık ve net olarak talep edilmesi gerekir. Aksi takdirde mahkemece davacının isteğinin açıklattırılması gerekmektedir.
Katılma alacağı rakamsal olarak belirtilmeli ve belirtilen rakam üzerinden harç ödenmelidir. Davacı tarafından alacak miktarı belirtilmemişse mahkemece alacak miktarının davacıya açıklattırılması gerekmektedir.
Mal rejiminin tasfiyesi neticesinde doğacak katılma alacağı dışında ayrıca bir eşin mal varlığından diğer eşin mal varlığını bir değer kayması varsa dava dilekçesinde değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı adı altında ayrı bir alacak talep edilmeli ve bu alacak da rakamsal olarak belirtilerek harçlandırılmalıdır. Yasal mal rejiminin tasfiyesi davalarında ayrıca mal ayrılığı rejiminden kaynaklı talepler varsa bu taleplerde aynı dava içinde ayrı bir alacak olarak İleri sürülmelidir.
Dava dilekçesinde alacakları ayırmak ve her bir alacağı ayrı olarak belirtmek gerekmektedir. Hakim taleple bağlı olduğundan alacakların ayrı ayrı talep edilmesi gerekmektedir. Yani dilekçede katılma alacağı, değer artış payı alacağı, ve katkı payı alacağının miktar ve talep olarak ayrı ayrı belirtilmesi gerekir. Yargıtay kararları da bu yöndedir.(Yargıtay HGK 05.11.2014 T. 2013/8-1014 E., 2014/843 K.)
HMK’nın 26 maddesi gereğince hakim istekle bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğinden mahkemece talep edilen alacaktan başka bir alacağa hükmedilemez.
Yargıtay’ın son dönemdeki uygulaması ise yukarıda açıkladığımız şekilde sadece alacakların türünün ve miktarının ayrı ayrı belirtilmesi değil her bir mal varlığından ne talep edildiğinin açıklanması şeklindedir.
Yargıtay davacının toplam bir talep miktarı belirterek hangi mal varlığı içinde ne kadar istendiğini açıklanmaması halinde talep miktarını talep edilen mal varlıkları sayısına bölerek her kalem mal varlığı için eşit istekte bulunulduğunu kabul etmektedir.(Yargıtay 8 HD 08.06.2015 T. 2014/5790 E., 2015/12726 K.)
Ancak mahkeme dava konusu yapılan ve davacı tarafın verdiği bilgiler ile tespiti mümkün olan malvarlıkları için ilgili kurum ve kuruluşlara yazı yazılmaksızın yargılamanın başında süre verilmesi hakkaniyete uygun değildir. Bu sebeple davacı tarafa dava konusu tüm malvarlıkları tespit edildikten sonra hangi mal için ne kadar miktar talepte bulunulduğunun bildirilmesi için süre verilmesi gerekir. Henüz dava konusu tüm malvarlıkları belirlenmeden süre Yargıtay tarafından bozma sebebi yapılmıştır.(Yargıtay 8. HD 23.05.2017 T.2016/6356 E.2017/7557 K.)
KATILMA ALACAĞI NEDİR NASIL BELİRLENİR?
Katılma alacağı yasal mal rejiminin tasfiyesi neticesinde doğan alacaktır. Bu alacak kanundan kaynaklanmakta olup bu alacak bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi yoktur.
Ayrıca eşin katılma alacağını isteyebilmesi ya da miktarının belirlenebilmesi için eşin kusurlu veya kusursuz bulunması (236/2 fıkradaki zina veya cana kast durumu istisna olmak üzere sonucu etkili değildir.
Taraflar arasındaki boşanma davasının açıldığı 28.11.2008 tarihinden sonra mal rejimi sona erdiğine ve dava konusu nokta.Plakalı 2008 model araçla ilgili olduğu dosya kapsamında anlaşılan davalı Turan Bütün adına daha ödenmemiş 37 ay taksiti kalan taşıt kredi borcu bulunduğuna göre tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek bu mala ilişkin boşanma dava tarihinden sonra geriye kalan kredi borcunun yeri ise üzerinden katılım alacağı belirlenmesi gerekirken dosya kapsamına uymayan düşüncelerle usulü ve kanuna aykırı bir şekilde karşı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.(Yargıtay 8 HD 21.05.2013 2012/8466 E.,2013/7543 K.)
DAVACI EŞİN KATILMA ALACAĞI TALEBİ YERİNE AYNİ(MÜLKİYET) TALEPTE BULUNMASI HALİNDE MAHKEMECE TALEP NASIL DEĞERLENDİRİLİR?
Mal rejimini tasfiyesi davalarında kural olarak nakdi alacak talebinde bulunulur uygulamada yapılan hatalardan biri katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı pay alacağı yerine sadece ayni talepte bulunulmasıdır ayni talepte bulunup ayrıca dava dilekçesine “mümkün olmadığı takdirde ……..TL’nin ödenmesi” şeklinde talebin terditli olarak ileri sürülmesi halinde bu durumda davacının ayni talebi reddedilecek ve alacak talebi açısından hesaplama yapılacaktır.
Edinilmiş malların tasfiyesinde paylaşım malların mülkiyetinin talep edilebileceği ayni bir paylaşım olmayıp eşlerden her birine diğerinin edinilmiş mallarının değeri üzerinden hesaplanan kişisel hak niteliğindeki alacak hakkı veren nakdi bir paylaşımdır. Borcun ayın olarak ödenmesi sadece borçlu eşe tanınmış bir haktır. Açıklanan niteliği uyarınca davaları kabul etmediği takdirde edinilmiş malın mülkiyetinin davacıya geçirilmesi şeklinde karar verilmesi mümkün olmayıp sadece edinilmiş malın değeri üzerinden hesaplanan parasal nitelikte alacağa hükmedilebilir.(Yargıtay 8 HD 04.04.2016 T.,2014/25256 E. 2016/5974 K.)
Sadece aynı talepte bulunulması halinde mal rejiminin tasfiyesi sonucunda oluşan hak şahsi bir hak niteliğinde alacak hakkı olduğundan ayın(mülkiyet) talebi reddedilecektir. Aynı şekilde katkıya dayalı olarak da mülkiyet talep edilemez.
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ NE KADARDIR?
Yasal mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacaklardaki zamanaşımının tartışmalara neden olmasının ve Yargıtay kararları ile farklı sürelerin uygulanmasının temel nedeni Medeni kanunda yasal mal rejimi kuralları içinde katılma alacağı talebine ilişkin özel bir zamanaşımı süresinin yer almamasıdır Bu nedenle öğretide ve uygulamada bu konuda farklı yaklaşımlar söz konusudur.
Borçlar Kanunu gereğince 10 yıllık genel zaman aşımı süresinin uygulanacağı yönünde görüşler olduğu gibi Türk Medeni Kanunu madde 178 gereğince bir yıllık sürenin uygulanması gerektiğini savunan görüşler de mevcuttur.
Türk hukukunda KILIÇOĞLU, ÖZUĞUR, GENÇCAN, ACABEY VE ACAR, Türk Medeni Kanunu 178. madde ile uyum sağlamak için bir ve on yıllık zaman aşımı sürelerini öngörmektedirler. Bu görüşlere göre katılma alacağı kanundan doğan bir alacak hakkı olarak 1 yıllık zaman aşımı süresine bağlıdır ve süre mal rejiminin sona ermesi ve katılma alacağının varlığını öğrenmeden başlar her halde malları verme tarihinden itibaren 10 yıl içinde kullanılır.
Uygulamada ise mal rejiminin tasfiyesi davalarının temyiz incelemesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından yapılırken 10 yıllık zaman aşımı süresi uygulanmış ancak Yargıtay daireleri arasında yapılan görev paylaştırılması sonucu mal rejimi davaları Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’ nin görev alanına girdiğinde, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi yasal mal rejiminin boşanma ile sona ermesi halinde zamanaşımını önce 1 yıl olarak uygulamış, daha sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.04.2013 T. 2013/8-375 E. 2013/520 K. sayılı ilam ile zamanaşımı 10 yıl olarak uygulanmaya başlamıştır.
Zamanaşımının başlangıcı ise mal rejiminin sona erme anıdır. Bu sebeple evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinde zamanaşımının başlangıcı boşanma kararının kesinleşme tarihidir. Evliliğin ölüm ile son bulması halinde ise zamanaşımı ölüm tarihinden itibaren başlar.
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEME NERESİDİR?
Yasal mal rejiminin tasfiyesi davalarında görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Ölüm halinde tasfiye de görevli mahkeme yine aile mahkemesidir.
Uygulamada bu davalarda ayrıca mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra ödenen borçlar ya da alınan taşınmazlar içinde talepte bulunulduğu görülmektedir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki taleplerin ayrılması ve bu talepler açısından görevsizlik kararı verilmesidir.(YARGITAY 8. Hukuk Dairesi 28.02.2012 T., 2011/4850 E., 2012/1240 K.)
Yine açılan davada davacı tarafından dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ve tescili olmadığı takdirde katılma alacağı ya da katkı payı alacağı talebinde bulunulmuşsa bu terditli talep nedeniyle görevli mahkeme aile mahkemeleridir.(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/15258 E., 2012/28230 K.)
YASAL MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA YETKİLİ MAHKEME NERESİDİR?
TMK madde 214 maddelerin tasfiyesi davalarında yetki düzenler madde şu şekildedir
“Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda aşağıdaki mahkemeler yetkilidir;
1-Mal rejiminin ölümüne sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi
2-Boşanmaya evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemesi,
3-Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesidir.
Bu maddede düzenlenen yetki kuralı kesin yetki değildir. Bu sebeple bu maddedeki yetki kuralı HMK’nın 116/1-a bendide gereğince değerlendirilecek ilk itirazlardandır. Yetki konusundaki itirazın cevap dilekçesi ile ileri sürülmesi gerekmektedir. Aksi halde daha sonra ileri sürülemez ve mahkemece resen değerlendirilmez.
Mirastan doğan davalarda yetkili mahkeme HMK Madde 11’de düzenlenmektedir.
Buna göre HMK Madde 11/1’de, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkisinin söz konusu olacağı halleri ifade edilmektedir. HMK 2 ve 3’ te mirastan doğan davalardan mahkemelerin kesin olmayan özel yetkisi ifade edilmektedir.
Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi kanaatimizce ölüm halinde tasfiyede de kesin yetki söz konusu değildir. Ancak bu konuda Yargıtay farklı görüştedir ve ölüm halinde tasfiyede yetki kesin yetki olarak değerlendirerek bu şekilde uygulamaktadır.(Yargitay 8 HD 19.01.2016 T., 2016/261 E.,2016/495 K.)
Başka bir tartışma konusu da eşler arasındaki boşanma davası yetkisiz mahkemede açılmış olsa dahi yetki itirazında bulunulmadan davayı yetkisiz mahkemede görülmüşse artık mal rejiminin tasfiyesi davasında da bu mahkeme yetkili mi olacaktır?
Kanaatimizce boşanma davalarında kesin yetki olmadığı için taraflar boşanma davasını yetkisiz bir mahkemede açıp yetkisizlik itirazında bulunmaksızın davanın bu mahkemede görülmesini sağlarlarsa zımni yetki sözleşmesi yapmış olurlar ve böylece bu mahkeme yetkili kılınmış olur. Bu sebeple mal rejimi davası açıldığında artık yetkili mahkeme boşanma davasının görüldüğü yer mahkemesidir.
Kaldı ki TMK madde 214 un gerekçesinde “boşanma evliliğin iptalini veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumlarında bu davaları görmüş olan mahkemelerin yetkili olacağı belirtilmek suretiyle birbiriyle ilişkili olan bu davaların aynı yer mahkemesinde görülmesi sağlanmıştır” denilmektedir.
Gerekçede de boşanma davalarının görüldüğü yer mahkemesinin yetkili olacağı belirtilmiştir. Bu davalarda yetki konusunda özel düzenleme olduğu için taşınmaz bakımından HMK’ nın yetkiye ilişkin hükümleri uygulanmaz.
Evlilik yabancı mahkemede verilen boşanma kararının tanınması neticesinde sona ermiş ise bu durumda HMK’daki genel yetki kuralı gereğince davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkeme olacaktır.
Boşanma davasının sonuçlanmasından önce mal rejiminin tasfiyesi davasında yetkisizlik kararı verilemez. Bu sebeple boşanma davasının bekletici mesele yapılarak çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.(Yargıtay 8 HD 30.03.2015 T., 2014/1687 E.,2015/7183 K.)
SAKARYA AVUKAT BETÜL URUK I AİLE HUKUKU § BOŞANMA AVUKATI